Yazınızı okuduktan sonra bir soru sorma ihtiyacı hissettim. Soru kendi durumuma dair olduğu için umarım mazur görürsünüz. 12 Eylül’ün şerrine uğrayan, 3 yıl yatan ama beraat eden biri olarak, ben de yazınızda bahsettiğiniz grubun içindeyim. Bu 3 yılın emekliliğime sayılması için hakkımı kesinlikle kullanacağım. Çevredeki eş-dost konuyu iyi bilmediğinden, bir sürü farklı yorumlar aldıkça kafam iyice karıştı. Benim için durumu biraz anlaşılmaz hale getiren nokta şu: Benim SSK girişim 1983 yılında başlıyor. Yani cezaevinden çıktıktan sonra. Şimdi, gidip bu süreleri emekliliğime saydırmak için başvursam, 1980-83 arası (yani cezaevinde olduğum yıllar) SSK’lı olmadığım halde bu 3 yıl benim SSK gün sayıma eklenecek mi? Bu durumda, mesela halihazırda 4500 gün olan SSK+Bağkur prim ödenmiş gün sayıma yattığım 3 yıl (1080 gün) eklenip, prim ödenmiş gün sayım 4500+1080=5580 gün olarak mı hesaplanacak?Öncelikle sorunuz 6111 sayılı “Bazı Alacakların yeniden yapılandırılması ile Sosyal sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile ilgili. Bu Kanun 13 Şubat 2011’de kabul edildi ve 25 Şubat 2011’de Resmi Gazetede yayınlandı. Torba Yasanın 52 inci maddesi 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na geçici maddeler ekliyor bunlardan geçici 36. madde ilgilendiğimiz konuyu düzenliyor.(bu bilgiler belki bu konu ile ilgili metinlere ulaşmak isteyenlere faydalı olabilir diye tekrar etmekte fayda var. “GEÇİCİ MADDE 36- 13/5/1971 tarihli ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri için kendilerinin ya da hak sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla, gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, talep tarihinde 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının % 32’si üzerinden hesaplanacak primlerinin; bu durumlarından dolayı dava açıp tazminat alanların borcun tebliğ tarihinden itibaren altı ay içerisinde kendilerince veya hak sahiplerince, tazminat almamış olanların ise Hazinece ödenmesi suretiyle borçlandırılır. Bu şekilde borçlanılan süreler Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirilir. Ancak sigortalılık başlangıç tarihinden önceki borçlanılan süreler sigortalılık başlangıç tarihini geriye götürmez.” Siz tümüyle bu şartları yerine getiriyorsunuz. Tutuklandığınız dönemde sigortalı olmamanız bu hakkı kaybedeceğiniz anlamına gelmez. Geçici maddenin sonundaki hükümde “Ancak sigortalılık başlangıç tarihinden önceki borçlanılan süreler sigortalılık başlangıç tarihini geriye götürmez.” Diyor. Bu durumda sizin durumunuzda olanlar yani tutukluluktan önce sigortaya girişi bulunmayanlarında bu haktan yararlanabilecekler. Örneğin daha önce askerlik borçlanmasında da benzer bir uygulama ile sigortalı olmazdan evvel yapılan askerlik süresinin istenilen kadarı sigortalı tarafından borçlanılabilmekte, hatta bu sigortalının sigortaya giriş tarihini geriye doğru taşımaktadır. Ancak “12 Eylül Mağdurları” için bu geriye taşıma söz konusu değildir. Bu durumda tutuklu olarak geçirdiğiniz süre tam olarak hesaplanarak (eğer tam olarak 3 yıl ise sizin de yazdığınız gibi 1080 gün olarak) sigortalılık gün sayınıza eklenecek. Bu durumda tutukluluk sürenizin başlangıcını ve sonunu tam olarak tespit ettirip, her ayı da 30 gün olarak hesaplayarak borçlanma yapacağınız gün sayısını bulabilirsiniz. Sigortaya tam giriş tarihinizi ve doğum tarihinizi bilmediğimden genel olarak emekli olmak için tamamlanması gereken (işe başlama tarihine göre) yaş, sigortalılık süresi ve prim gün sayılarını da ekliyorum. Kadın sigortalı için tamamlaması gereken yaş sigortalılık süresi ve prim gün sayısı İşe başlama tarihi 01.04.1981 öncesi ise: çalışma süresi 20 yıl, yaş sınırı yok, prim gün sayısı 5000. İşe başlama tarihi 01.04.1981-08.09.1981 arası ise çalışma süresi 20 yıl, yaş sınırı 38, prim gün sayısı 5000. İşe başlama tarihi 09.09.1981-23.05.1984 arası ise çalışma süresi 20 yıl, yaş sınırı 40, prim gün sayısı 5000. Erkek sigortalı için tamamlaması gereken yaş sigortalılık süresi ve prim gün sayısı: İşe başlama tarihi:- 24.11.1980-23.05.1982 arası ise , 25 yıl çalışma, yaş sınırı 46, prim gün sayısı 5075. İşe başlama tarihi 24.05.1982-23.11.1983 arası ise, 25 yıl çalışma, yaş 47, prim gün sayısı 5150. İşe başlama tarihi 24.11.1983-23.05.1985 arası ise, 25 yıl çalışma, yaş 48, prim gün sayısı 5225. Bu şartlara göre emeklilik şartlarınızı öğrenip yerine getirip getirmediğiniz tam olarak hesaplayabilirsiniz. Muhtemelen tutuklu olarak geçirdiğiniz süre en yüksek olan 5225 günü de geçmenizi sağlayacak ve emeklilik hakkına kavuşacaksınız.
kanun
Bildiğiniz gibi ortada bir Torba yasa var. İçinden her an her şey çıkabilir cinsinden. Tam adını yazalım olsun bitsin. 6111 sayılı “Bazı Alacakların yeniden yapılandırılması ile Sosyal sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” Bu Kanun 13 Şubat 2011’de kabul edildi ve 25 Şubat 2011’de Resmi Gazetede yayınlandı. “Bazı alacaklar”, “bazı kanunlar” gibi gayet(!) açıklayıcı ifadelerle bezeli bu başlıktan da anlaşılacağı üzere içerisi karmakarışık. Bu torbadan 12 Eylül’de tutuklanmış, işkence görmüş, işinden edilmiş, yalnız bedenen ve ruhen sakatlanmamış, fakat işsizlikle de, yoklukla da sosyal ve siyasal haklarından mahrum kalarak da ayrımcılığa ve sosyal dışlanmaya tabi tutularak da cezalandırılmaya kalkışılmış insanlarımıza bir umut çıkabilir mi diye baktık. Şüphesiz yaşadıklarının karşılığı olacak hiçbir maddi karşılık yok. Ama bugün hayatlarını biraz da olsa kolaylaştıracak bir şey çıkar mı diye umut ettik.. Ama netice şimdiden söyleyelim ki çok iç açıcı değil. Yine de, bu konuda sorulan sorulara da genel bir yanıt geliştirmeye çalıştık.Yalnız Beraat Edenler ve Kovuşturulmasına Yer Olmadığına Karar Verilenleri KapsıyorDarbe dönemindeki hak kayıpları ile ilgili düzenleme “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Hükümler ve Son Hükümler” adı altında düzenlenmiş. Torba Yasanın 52 inci maddesi 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na geçici maddeler ekliyor bunlardan geçici 36. madde ilgilendiğimiz konuyu düzenliyor. Bu maddeye göre “13/5/1971 tarihli ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri için” borçlanabilecekler. (Şüphesiz AKP Hükümeti’nin adalet ve demokrasiden ne anladığını ziyadesiyle yüzümüze çaptığı günlerden geçiyoruz. AKP’nin 12 Eylül’ün işkence ile alınan ifadelerle tarafsız(!) ve adil(!) mahkemelerde yargılanan ve bunun sonucu “mahkûm” olanları bu düzenlemenin dışında tutması bir yandan da “12 Eylül’le hesaplaşması(!)” gayet manidar. Belki biz yanlış anladık yahu! Hemen günahlarını almayalım. Belki de AKP, başka bir yıla denk gelen “12 Eylül” ile hesaplaşıyor!)Nasıl ve Ne Süre İçinde Borçlanılabilinir?Velhasıl hüküm giymiş olanlar bu borçlanma hakkından yararlanamayacaklar. Ancak 12 Eylül 1980’den başlayarak (Kanun sürenin sınırına dair bir referans vermiyor. Muhtemelen bir genelge ile uygulama esasları belirlenecektir.) sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle haklarında takipsizlik kararı verilenler ya da beraat edenler gözaltında geçen ya da tutuklu geçen sürelerini borçlanabilecekler. Ancak bu haktan yararlanabilmek için gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri için kendilerinin ya da hak sahiplerinin belgelemeleri, geçici kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması gerekiyor. Yani hak sahiplerinin bu kanunun Resmi Gazetede yayınlandığı tarih olan 25 Şubat 2011’den başlayarak başvurmak ve borçlanmak için 6 ayları var. Bunun için Kara Kuvvetleri Adli Müşavirliğine başvurarak hakkınızda alınan Sıkıyönetim Mahkemesi kararlarını edinerek bir başvuru belgesi ile Sosyal Güvenlik İl müdürlüğüne yahut Sosyal Güvenlik Merkezine başvurabilirsiniz. Eğer Kara Kuvvetleri Adli Müşavirliği ile muhatap olmak istemezseniz, diğer bir seçenek başvuru belgesi ile aynı yerlere müracaatınız halinde gerekli belgeler SGK tarafından Kara Kuvvetleri Adli Müşavirliğinden istenmesi.Nasıl Hesaplanacak, Kim Ödeyecek?“talep tarihinde 82 nci maddeye göre prime esas günlük kazanç alt sınırının % 32’si üzerinden hesaplanacak primlerinin; bu durumlarından dolayı dava açıp tazminat alanların borcun tebliğ tarihinden itibaren altı ay içerisinde kendilerince veya hak sahiplerince, tazminat almamış olanların ise Hazinece ödenmesi suretiyle borçlandırılır.” Yani SSK’lı olanlar için belirlenen asgari ücretin %32 ‘si üzerinden hesaplanacak. Tutuklanmaları veya gözaltına alınmalarından dolayı dava açarak tazminat almış bulunanların borçlanmaları kendileri yahut hak sahipleri tarafından, dava açıp tazminat almayanların borçlanmaları hazine tarafından ödenecek. Ancak sigortalılık başlangıç tarihinden önceki dönemler için yapılan borçlanmalar, sigortalılık başlangıç tarihini geriye doğru götürmeyecek.Memurlar İçin de Geçerli mi?Yukarıda belirttiğimiz pek çok husus aynı dönem içerisinde 5434 sayılı T.C Emekli Sandığı Kanuna tabi çalışmakta olanlar (memurlar) içinde geçerli. 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, herhangi bir nedenle hizmet sayılmayan gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, kendileri veya hak sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla, gözaltına alındığı veya tutuklandığı tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık derece ve kademesinin talep tarihindeki katsayılar ve emeklilik keseneğine esas aylığın hesabına ait diğer unsurlar ile kesenek ve karşılık oranları esas alınmak suretiyle hesaplanacak borçlanma tutarının altı ay içerisinde kendilerince veya hak sahiplerince ödenmesi halinde hizmet sürelerine eklenir. Borçlanılan süreler 5434 sayılı Kanunun geçici 205 inci maddesine göre yaş tespitinde dikkate alınmaz.Hem SSK hem de 5434 sayılı kanununa göre çalışanlardan bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, kendi sigortalılıklarından dolayı sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık bağlanmış olanlar ile söz konusu süreleri herhangi bir şekilde sigortalılık hizmeti olarak değerlendirilmiş olanların borçlanama yapmaları mümkün görünmüyor. Ayrıca borçlandırılan sürelerin emekli ikramiyesi hesabında dikkate alınmayacağı da bu kanun değişikliğinde belirtilmiş.
Atv-Sabah direnişinde, pardon grevinde son grevci Ender Ergün’ün işe iade talebine ilişkin karar Yargıtay’tan geldi. Yerel mahkeme “kanundışı greve katıldığı” gerekçesi ile işine son verilen Ender’in iş akdi feshini yok saymış, haksız yere sendikal nedenle işten çıkarıldığına hükmetmiş, işvereni de Ender’in iş akdinin haksız yere, sendikal sebeple feshettiği için 4 aylık tazminatı ödemeye mahkûm etmişti. Yargıtay işte bu 4 aylık tazminatı yeterli görmedi ve 12 aylık tazminatın daha isabetli olacağına karar verdi. Yoksa Yargıtay da grevin kanundışı olmadığı ve Ender’in sendikal sebeple işten çıkarıldığı konusunda yerel iş mahkemesi ile hemfikir. Yani kısaca son grevci Ender Ergün’ün bizce zaten şüphe götürmez olan sendikal sebeple işten atıldığı kanaati en yüksek mahkemece de onaylandı.Ne Kadar Haklıyız!Ne kadar haklıyız. Haklıyız da şimdi ne olacak? Eğer bir işçi sendikal sebeple işten atılırsa, mahkeme işe iadesine karar verirse ve işçi de işe geri dönmek isterse ne olur? Memleketimizin kanunlarına göre bu işçiyi işe geri alıp almama kararı bizzat bu işçiyi sendikal faaliyette bulunduğu için işten çıkaran işverene aittir. İster sendikal tazminatını öder işe almaz, ister işe alır. Pratikte sendikal tazminatı ödeyen işveren çoğunluktadır. Bir de işçiyi işe alan, sonra tekrar “başka bir nedenle” tekrar işten çıkaran cingöz patronlar da var tabii. İşte Örgütlenme özgürlüğü budur(!), yani, örgütlenme özgürlüğünüzü parasını bastırır satın alır patron. “Efendim, örgütlenme özgürlüğünün tazminatı olmaz! uluslararası anlaşmalar-sözleşmeler böyle örgütlenme özgürlüğü olmaz diyor, bakın altına da imza atmışsınız” diye istediğin kadar yırtın. Bizde böyle! Ne kadar ekmek o kadar köfte! Paran kadar konuş paran kadar örgütlen! İleri demokrasi işte!Gelsin Sendika!Atv-Sabah grevinde ise durum biraz daha karışık. Çalışanlar sendikada örgütlendiler. En büyük dertleri durmadan el değiştiren bir iş yerinde çalışmaktı şüphesiz. Her gelen çalışanlara hiçbir söz hakkı tanımaksızın kendi kurallarını ilan ediyor ve çalışanlara da bu kurallara sorgusuz sualsiz uymak düşüyordu. Bununla da kalmıyordu mesele. Her gelen kendi adamını da birlikte getiriyor dolayısıyla her el değiştirme ile yeni bir işten çıkarma dalgası boğuyordu çalışanları. “İşyeri el değiştirdi bu kez kimler işten çıkarılacak?” sorusu başlarının üzerinde durmadan sallanıyordu. Her el değiştirmede elden giden haklar da cabası. Bugün öğle yemeği veriyoruz, yarın, el değiştirdi öğle yemeği yok mesela. Sonuç? Sonuç kendi hayatımıza dair söz söyleme hakkını ele almanın yolu örgütlenmek. Gelsin sendika.Ekmek, Köfte, SendikaSendika geldi. ATV-Sabah’ta bin kişi çalışıyordu, altı yüze yakın bir sayı ile sendika toplu sözleşme yetkisini aldı. İşverenle toplu pazarlık masasına oturuldu. Toplu pazarlık masasında otururken işveren rahat durmadı tabii. İşyerinde sendika üyelerini odalara çağırmalar istifaya zorlamalar başladı. Harekâtın başını şu an Türk Ceza Kanun’un ilgili hükmü gereğince sendikalaşmayı önlemek suç olduğundan bu suçtan yargılanan Dergiler genel yayın yönetmeni Levent Tayla çekmekteydi. “ikna oda”ları yalnız İÜ’de kurulmamış şüphesiz. Bir de buralarda kurulmuşu var. Çalışanlara sorarsanız eski sendikacı Endüstriyel İlişkiler Müdürü Şefik Çalık da az gayret sarf etmemiş bu hususta. İşte Çalık Holding’in sosyal sorumluluk anlayışı: “topluma aldığını geri verme”, Çalık Holding aldığını geri veriyor; alın size örgütlenme özgürlüğü(!).Grev Vardı! Yoktu!Sonra bir “grev vardı yoktu siz yanlış yerde greve çıktınız” faslı var. Turkuaz mahkemeye başvurup bu tür iddialarda bulunuyor. Yerel mahkeme grevi durduruyor. Bu arda 9 işçi işe iade davalarını kazanıyor. Çoook(!) şaşırtıcı bir şekilde grev de olmadığından o dönemde, sendikal tazminatı ödeyip işe almamayı seçiyor işveren. Yargıtay grevin grev olduğuna karar veriyor en sonunda. Grev pankartı asılıyor tekrar ATV-Sabah’ın önüne. 9 işe iade ve yüzlerce istifa. Kala kala bir Ender kalıyor kapının önünde.-TGS’de bu süreçte neyi yaptı neyi yapamadı bir gözden geçirse hepimiz için iyi olmaz mı?- şimdi onun Yargıtay’tan kararı geldi işte. Ender bu karara göre işe iadesini istiyor. İşte en büyük cesaret de burada. Bizzat girip o işyerinde çalışmak. Turkuaz bir kağıt yollamış kendisine. O kağıdın üzerinde “gel çalış” diyor. Ama alt paragrafta “kapının önünde grev var. Yasal hakkımı kullanıyorum. Grev sona erene kadar bütün hakların askıda. Yasadan kaynaklı seni çalıştırmama hakkımı sonuna kadar kullanırım” diyor. “Grev var! Yok!” oyununa devam yani. Bu yazı yazıldığı sıralarda Ender noterle birlikte ATV-Sabah’ın önüne gitti. İşe geri dönmek için. Şefik Çalık Ve avukatları çıkıp “medeni” bir şekilde grev nedeniyle kendisini çalıştırmama haklarını kullanacaklarını söylediler. Yeniden mahkeme koridorları. İşine gelince grev var, işine gelince grev yok, dolaş babam yan yolları.Bilenelim!Koskoca bir binanın önünde, koskoca bir caddenin kenarında kendi başına ama arkadaşlarıyla, mesela daimi eylem orkestrası Bandista ile duran, senle benle duran adamın işe iadesi. Orada Turkuaz’ın binalarında hapis ama çaresizliklerini anladığımız ve daha sendikadan istifa ederken gururlarını yitirmenin, karakterlerindeki aşınmanın acısını içinde hissettiğimiz ve bu yüzden çoktan affettiğimiz arkadaşlarımız var. Onlarının başının üzerinde hala “ya işten atılırsam?” kılıcı durmadan sallanıyor…buzz!… gibi bir hava var içinde o camlı binaların. Karşıda cephede ise Turkuaz var, Çalık Holding var. Enerji yatırımları var. Tekstil, inşaat, madencilik yatırımları var. Var oğlu var. Ha bir de hükümet var karşı yanda. Akraba kontenjanından. Bunların karşısında şansımız olur mu? Umutsuz olmak için hiçbir sebebimiz yok, yeter ki iyi yenilmeyi bilelim. Yeter ki kavgaya bodoslama değil, yanlışlanabilir bir strateji ile dalalım. Dalalım ki neyi nerde nasıl yanlış yaptığımızı bilelim. Bir daha ki kavga için oradan bilenelim.
Hatırlayacağınız üzere doğum borçlanması ile ilgili olarak bu köşeden daha önce yazılar yazmış, sorulara cevap vermiştik. Yine benzer konularda sorulan sorulara bir cevap olması için bir kez daha bu konuya değinmek istiyorum. Ancak sorulan sorularda verilen bilgilerle her bir sigortalının ya da bağkurlunun hizmet dökümü gibi bilgilere ulaşmak şu anda mümkün değil. Zira devletimiz bir güvenlik açığını kapayarak internetten bu tür sorgulamaların başkaları tarafından yapılmasını engelleyecek bir sisteme geçti. Bu durumda PTT şubelerine uğrayıp bir kereye mahsus olmak üzere size özel şifre almanız gerekiyor. Bu sebeple doğum borçlanması hakkında eski ve yeni uygulamalar hakkında bilgilendirici olacağını tahmin ettiğim genel bir yazı yazmakta buldum çareyi. İşte genelge bolluğu içinde SGK ve doğum borçlanması.Doğum borçlanmasında en eski uygulama5510 sayılı Sosyal Sigortalılar Genel Sağlık Sigorta (SSGSS) kanunu belirli şartlar altında kadınlara doğum borçlanması olanağı sağlıyordu. Bu şartlar şunlardı; kadının doğum yaptığı dönemde A/4 hizmet akdine bağlı olarak çalışıyor olması, işten ayrılmışsa 300 gün içerisinde doğum yapmış olması, doğum nedeniyle işten ayrılmış olması ya da işe gelmemiş olması, doğum borçlanması yapılacak dönemde çocuğun yaşıyor olması, doğum borçlanması yapılacak sürede adına prim ödenmemiş olması. Yani bu düzenleme ile işe girmeden evvel doğum yapmış kadınlara bu doğum süresini 2 yıl (ve de ikinci çocuk için 2 yıl olmak üzere 4 yıl) olmak üzere borçlanma hakkından yoksun kalıyorlardı. Fakat diğer yandan askerlik borçlanmasında durum benzer olmasına rağmen uygulama farklı idi. Erkek işçiler sigortalı olarak çalışmaya başlamadan önce askerlik yapmış olsalar da bu süreyi borçlanabilmekte idiler. Yani işe başladıkları tarih 2 yıl geriye çekilmekte idi. Kısaca doğum borçlanmasındaki uygulama kadınlar aleyhine işlemekteydi.2008/111 sayılı Hizmet borçlanma İşlemleri genelgesine göre “2008 yılı ekim ayı başından önce ve bu tarihten sonra borçlanılan sürelerle bu süreler ait kazançlar 5510 sayılı Sosyal Sigortalılar Genel Sağlık Sigorta Kanunu ile yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerince kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre değerlendirilcektir. “ denilmekteydi. Bu şekilde doğum borçlanma sürelerinin 4/a yani SSK lılık üzerinden değerlendirileceği ifade edilmiş olmaktaydı.İyi HaberTemmuz ayında yayınlanan bir genelge ile doğum borçlanmasında kadınların aleyhine olan düzenleme değişti. Ancak bu değişikliğin kendiliğinden gerçekleşmedi. Doğum borçlanması yapmak isteyen kadınların mahkemelere başvurularının ve Yargıtay kararlarının bu genelgenin çıkmasında ciddi etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Yeni tebliğle birlikte iki temel nokta değişti. İlki, “ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihten sonra” ifadesi yeni genelge ile ortadan kalktı. Yani kadınların 2 doğum için 2 şer yıl borçlanabilmesi için bu doğumları sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihten sonra yapması şartı artık yok. Diğer bir değişiklik de işten ayrılma söz konusu ise 300 gün içinde doğumu gerçekleştiren işçinin bu doğum için 2 yıl borçlanması uygulaması ortadan kalktı. Artık bu 300 gün sınırı da mevcut değildi.Bir Genelge Daha16/9/2010 tarihli 2010/106 sayılı genelge ile SGK “Doğumun çalıştığı işinden ayrıldıktan sonra 300 gün içinde gerçekleşmesi şartı aranmayacaktır” hükmünü birkez daha tekrarlamıştır. Ancak genelgenin sonraki bölümünde kadınlar açısından durumu bir hayli zorlaştıran deyim yerindeyse bir düzenleme getirilmiştir. Bu genelgeye kadının doğum borçlanması yapıldığı sıradaki durumu esas alınacaktır. Bu durumda örneğin zorunlu sigortası bittikten sonra isteğe bağlı sigortaya prim ödeyenlerin 4/b statüsünde yani, borçlandırılan sürelerinin Bağkur kapsamında hesaplanması sözkonusu olacaktır. Bağkur dan mı yoksa SSK dan mı emekli olacakları ise Hizmet Birleştirme Kanununa göre hesaplanacaktır. Bu kanuna göre emekli olacakların geriye doğru 7 yıllık hizmet süreleri dikkate alınacak bu süre içinde hangi kurumdaki hizmet süresi fazla ise o kurumun emekliliği sözkonusu olacaktır. Bu durumda en etkin çözüm sigortalanın doğum borçlanmasını yapmadan evvel isteğe bağlı sigortaya son vermesi, SGK’lı olarak, SSK 4/a sigortalısı olup ardından doğum borçlanmasına gitmesidir. Bu durumda sigortalı SGK’dan emekli olabilir.Not: Odtu’de AKP Genel Merkezi’ne yürümeye kalkan gençleri AKP pek “makbul” bulmamış olacak ki “kucaklamak” yerine Ankara soğuğunda soğuk duşa tabi tuttu. Gençler zaten “kucaklanmayı” pek ummadıklarından suntadan şahane kalkanlar hazırlamışlardı. Ama duş öyle tazyikliydi ki o güzelim sunta kalkanlar kırıldı. Tam teçhizatlı ve tek tip polisler karşısında yaratıcı ve sunta kalkanlı gençler.”başkaldıran” gençler hepimizi bir demokrasi eğitimine tabi tutuyorlar. Son söz olarak onlardan alıntı yapalım teoride ve pratikte “eğitim şart!”
Öncelikle bizlere böyle bir olanak sağladığınız için çok teşekkür ederim. Ben 30 yaşında bir psikologum. Bir üniversitesinin eğitim fakültesinde araştırma görevlisiyim. 3 yıl boyunca, yine ayni üniversitenin tip fakültesine görevlendirilmiş olarak çalıştım. Ve döner sermaye aldım hizmetlerimin karşılığı. Ancak eğitim fakültesine döndüğümde, bana, benle birlikte görev yapan diğer araştırma görevlilerine ödenen ek ödenek, mahsuplaşma gerekçesiyle ödenmedi. Eşitlik ilkesinden hareketle, benle eğitim fakültesinde görev yapan araştırma görevlisinden 1 yıl içerisinde daha fazla aldığım için, (ben döner sermaye aldım, onlar almadı) su an denge tazminatından faydalanamıyorum ve ayda 1.370 TL alıyorum. Bu durum 2012 Ocağa kadar devam edecekmiş. Zararım toplam 5000 TL kadar. Rektörlüğe dilekçe yazdım gerekçeyi istedim, dilekçem ret edildi ve simdi 60 gün içerisinde idari mahkemeye dava açmam gerekiyor. Ancak bu durum birçok kişinin başına geliyormuş ve kazanma ihtimalim çok düşükmüş kanun maddesi çok açıkmış.31.03.2006 tarih ve 26125 sayılı resmi gazetede yayımlanan, 5473 sayılı değişik adlar altında ilave ödemesi bulunmayan memurlara ve sözleşmeli personele ek ödeme yapılması ilgili kanunun 1. maddesi ile 375 sayılı kanun hükmünde kararnameye eklenen ek madde 3 hükümleri uyarınca” deniyor dilekçemde ret kararının arkasında. Sorunum su ki, ben zaten döner sermaye alırken, 1250 maaş ve döner sermaye aldım, ek ücret ödenmedi. Şimdi eğitim fakültesine dondum doğal olarak döner sermayem kesildi ve ek ödenekten faydalanmak istiyorum ancak bu kez de diyet ödemem gerekiyor. Eşitlik ilkesinden hareket eden sevgili kanun yapıcılar ve yürütücüler, benim eğitimde kalan normal bir araştırma görevlisine göre daha çok çalıştığımı, çılgınca hasta gördüğümü, döner sermayeye katkıda bulunduğumu ve bunun karşılığında da döner sermayeden faydalandığımı da gözetiyorlar mı acaba? Bu tamamen elma ile armudun karşılaştırılması ve benim emeklerimin sömürülmesidir. Ben neden geçmişin bedelini ödüyorum, o zaman döner sermaye isteğe bağlı olarak verilseydi?Neyse ister istemez, yukarıda trilyonlar dönerken, asistanların 2 kurusuna göz diken hükümete meydan okumak istiyorum. Bu nedenle sizden bir yorum ve görüş almak istedim. Eminim çok yoğunsunuzdur. Ancak kararsız kaldım. Çok teşekkür ederim. İyi çalışmalar diliyorum.
SORU: SGK’ya kimler borçlanabilir? Nereye başvurmak lazım?İstanbul/ Muzaffer Sencer“Hİzmet Borçlanma İşlemlerinin usul ve esasları Hakkında Tebliğ”e göre “5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında sigortalı sayılanlar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar, 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesi gereğince haklarında bazı sigorta kolları uygulananlar, isteğe bağlı sigortalılar, 2925 sayılı Kanuna tabi sigortalılar ile bunların hak sahipleri” 5510 sayılı Kanunun 41 inci madde hükümleri gereğince borçlanma yapabilirler.Yine 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesi uyarınca; a) Kanunları gereği verilen ücretsiz doğum ya da analık izni süreleri ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalı kadının, ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihten sonra iki defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden itibaren geçen iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmaması ve çocuğunun yaşaması şartıyla talepte bulunulan süreler, b)Kanunun 4 üncü maddesinin (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerine göre zorunlu sigortalılıkları devam edenler hariç olmak üzere, er veya erbaş olarak silah altında veya yedek subay okulunda geçen süreler, c) 4›üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanların, personel mevzuatlarına göre aylıksız izinde geçen süreleri, d) Sigortalı olmaksızın doktora öğreniminde veya tıpta uzmanlık için, yurt içinde veya yurt dışında geçirdikleri normal doktora veya uzmanlık öğreniminde geçen süreler, e) Sigortalı olmaksızın avukatlık stajını yapanların normal stajda geçen süreleri, f) Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında geçen sigortalılık süreleri hariç, sigortalı iken herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınanlardan bu suçtan dolayı beraat edenlerin tutuklulukta veya gözaltında geçen süreleri, g) Grev ve lokavtta geçen süreler, h) Hekimlerin fahri asistanlıkta geçen süreleri, ı) Seçim kanunları gereğince görevlerinden istifa edenlerin, istifa ettikleri tarih ile seçimin yapıldığı tarihi takip eden aybaşına kadar açıkta geçirdikleri süreler, borçlanma kapsamına alınmıştır.SİgortalIlIk ŞartIBorçlanmalarda diğer bir şart da “Sigortalılık Şartı”dır. Hizmet borçlanmalarında, 5510 sayılı Kanun veya mülga sosyal güvenlik kanunlarına göre tescil edilmiş olmak yeterli olup, sigortalının kendisi tarafından yapılan başvurularda borçlanma talep tarihinde, hak sahiplerince yapılan başvurularda ise sigortalının ölüm tarihinde fiilen sigortalı olma şartı aranmaz. Ancak, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanuna tabi hizmetleri olanlar ile ara vermeksizin 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalılığı devam edenler ve bunların hak sahiplerince yapılacak borçlanma taleplerinde 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.Nereye BaŞvurmalI?Hizmet borçlanması yapmak için; a) İlk defa 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi çalışmaya başlayan sigortalılar, 2925 sayılı Kanuna tabi sigortalılar ile mülga 506, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara tabi olan sigortalılar ve hak sahipleri sosyal güvenlik il/merkez müdürlüklerine müracaat edeceklerdir. b) 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayan, 5434 sayılı Kanuna tabi iştirakçi iken, Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup, 5510 sayılı Kanunun4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayan sigortalılar ile hak sahipleri, c) 5510 sayılı Kanunun 46 ve geçici 4 üncü maddelerine göre yapılacak borçlanmalar için 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olan sigortalılar, bağlı bulundukları kamu idareleri aracılığı ile kurumca örneği hazırlanan borçlanma belgesi ile Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Sigortalı Tescil ve Hizmet Daire Başkanlığına, müracaat edeceklerdir.Yitirmeye veİlkay’a dairDoktorlar umutsuz konuştular hep. “zor” dediler. Ama biz onun hep en zorların içinden, imkansızların içinden mucizeler çıkardığını bildiğimizden umut ettik. En çaresiz anları ömrümüzün, Siyasal’ın İlkay’ı (Akça) dün adaletsiz ve zor bir hayattan ayrıldı. Bizi arkada boğazımızda bir düğümle bıraktı. Aynı adaletsiz ve zor bir hayatın içinde daha eksilmiş. Ama bazı insanların mirası birkaç eşyadan daha fazladır hep. Hepimizin içinde onunla ve ondan öğrendiğimiz bir şeyler var bu adaletsiz ve anlamsız hayatı daha adaletli ve anlamlı kılmaya dair.Hoşçakal İlkay.
1 MayIs 2010 da oradaydık, o meydanda. Oraya doymak bilmez kar hırsı ile sürdürdükleri siyasi iktidarlarını soldan tahkim etmeye, siyasi manevralarının bir piyonu olmaya gitmedik. Taksim meydanını dolduran aklı selimin, hem iktidarın sahibi olup, hem de o tatlı iktidar duygusunu şehvetle sahiplenen, aynı şehvetle gerçek mağdurların ve rantın üzerine atlayan, hem de durmadan ve durmadan mağdur ve/veya mağdurun yanında yer aldıkları lafını etmekten utanmayanların ardında olmayacağı ortada. Adamlar kaç senedir iktidarda ya, bir de taksim alanını lütfettiler bize: 3 senedir biber gazı ile sosladılar, copla iyice dövdüler, panzerleri üzerine sürüp tazyikli sudan geçirdiler bizi, sonra altın tabakta sundular alanı(!) Hâlâ bir itiraz, bir kendini bilmezlik. Kendini besleyen elin ısırmak yediğin tabağa tükürmek ve daha neler. Nankörlük canım bu bizimkisi!Ya da zaten bizi besleyen bir elin olmasına, yani köpek muamelesi görmeye bir ömür boyu, bir kenarda köhne bir tabaktan kırıntılarla beslenmeye kökten bir itiraz. “benim verdiğimle yetineceksin! Benim dediğimi yapacaksın, benim dediğim yere üye olacaksın benim yönlendirdiğim yere gideceksin, ama susacaksın!” diyenlerin suratına “susmayacağım!” tokatı. “bunun bir çaresi vardır” demek Ziya abi gibi”elbette ki vardır” demek, “neden?” diye sormak “bizim iyi şeyleri yaşamaya hakkımız yok mu?”[1]Oradaydık o alanda, 33 yıl önce kaybettiklerimizin yaşamlarını, ölümlerini, uğruna mücedele ettikleri şeyi anlamlı kılmak için. Kendi ömürlerimizi bir insan olarak yaşabilmek, insanlaşarak yaşabilmek için. Gündelik hayatımızda bize uygulanan şiddetin karşısında bizim sesimiz olan, “Yaşasın onurlu mücadelemiz!” diyen küçük kız çocuğu ayda yalnız iki kez süt yüzünün görmesin diye, insanlığımızdan utanmayalım diye. Hayır, o aklı selim kalabalık bir zafer alayı değildi. Rüzgar arkadan eserken yelkenlerini açmış ya da rüzgar bekleyen böyle politika yapacak bir topluluk hiç değil. Rüzgar tam karşıdan eserken politika yapmayı öğrenenler, kendi hayat tasavvurunun var olandan üstün gören, ekolojist, feminist olan, birilerini sömürmeden yaşamanın olanaklı olduğuna militarist milliyetçi olmayan bir hayatın var olabileceğine iman edenlerdi. Komplo teorilerinden, yüksek siyasetten, içi boş populizmden medet ummayanlar, hem de “başka bir dünyayı” “cahil” köylülerin, o “nankör” işçilerin, o “bürokrat” sendikaların, o “tembel işsizlerin”, ve de “apolitik” gençlerin, ve onların içindeki “iffetsiz” kadınların, o “geri kalmış” Kürtlerin, yani bizim başaracağımıza canı gönülden inanlar. Hayır, zaferimizi ilan etmedik, yalnız öğrenmeye başladık yeniden; tekel işçilerinden misal. Sonra hafızamızı geri aldık. Ve anladık ki 1 Mayıs kürsüsünden kendi sesimizi duymak zamanı gelmiş, bizim sesimiz olmayanları ama adımıza konuşanları defetmek zamanı gelmiş, çok dilli koroya daha çok mikrofon koymak zamanı, kendi şarkımızı yeniden söylemenin zamanı. 1 Mayıs 2010 mu? O bu şarkıdan önceki son ES!.[1] Fatih Pınar, Yaşasın Onurlu Mücadelemiz!” http://cm.ntvmsnbc.com/dl/1-Mayis/index.htmlSORU: Mevsimlik işçi olarak çalışıyorum bizim haklarımız için bir kanun yok mu? İş kanununda hiçbir hüküm yok mu?Eşme/Bir okuyucuİş kanunu bazı işçileri kapsamıyor!Şu anda sadece 51 ve üzeri işçi çalıştıran işyerleri 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına girmektedir. İş Kanunu , 50 ve 50’den az işçi çalıştırılan tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde çalışanlara uygulanmamaktadır. Bu durumda bu işçiler iş kanununda doğan temel haklarını, iş akdi, ücretlerin düzenlenmesi, haftalık izin ve işçi sağlığı iş güvenliği tedbirlerinin alınması vb kullanamaz duruma gelmektedirler. Gezici mevsimlik tarım işçilerinin işlerinin tanımı itibariyle geçici olması sağlık hizmetlerinden yararlanmaları konusunda da bir engel oluşturmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası tarımsal faaliyetlerde hizmet akdi ve sürekli çalışanları 4/a kapsamında sigortalı saymakta, süreksiz çalışanlar ise sigortalı kapsamında değerlendirilmemektedirler, sigortalı sayılmamaktadırlar. Ancak isteğe bağlı sigortalı olabilmeleri mümkündür. Fakat bu durumda da isteğe bağlı primlerin zaten oldukça düşük ücretlerle çalışan işçilere getirecekleri ekonomik yük bu hakkın kullanılmasına bir engel oluşturmaktadır. Gezici tarım işçilerinin yeşil kartları ile sağlı hizmetlerinden yararlanmaları mümkündür fakat işçilerin çalışmaya geldikleri yerlerde yeşil kartlarının vize işlemlerinin yapılmasında güçlük yaşadıkları biliniyor. Tarım sektöründeki çocuk ve kadın emeği başka bir yazının konusu olabilecek kadar geniş mesele Başbakanlık tarım işçilerinin geçirdikleri ölümlü trafik kazalarının ardından bir genelge yayınlayarak (2010/6 sayılı genelge) tedbir almıştır. Ancak bu alana ilişkin kapsamlı bir kanun şu anda yoktur. Bu genelge ile oluşturulan “Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri İzleme Kurulları” nın ise pratikte ne derece etkili olacağını göreceğiz.
