Yumurtalar uçuyor. Bu kez yumurtlar tam hedefini buluyor. Önce muhalefet olamayan muhalefet partisi alıyor nasibini protestolardan. Sonra gerçekten Burhan Kuzu’nun üzerinde patlıyor yumurtalar hem gerçek manada hem de politik olarak doğru hedeflerini buluyorlar. Hem iktidar hem muhalefet nasipleniyor gençlerin öfkesinden. Geleceksizliğinden.DeneyimBurhan Kuzu, kuzu kuzu şemsiyelerin altında. Aslında öğrenciler kendisine iyilik yapmış vaziyetteler. Hayır, yumurta sonrası saçı çıktı diye değil. Öğrencilerin, yani karşısında duranların kendisine bu memleketin çoğunluğunu oluşturan gençlerin hissiyatlarını üç saniyeliğine de olsa yaşayarak öğrenme şansı verdikleri için. Geleceksizleştirilen, geleceğe dair bir ümidi olmayan ama bu konuda ne zaman ağızlarını açsalar karga tulumba salondan çıkarılan, ağızları kapatılan, coplanan, gazlanan, yasadışı örgüt üyesi ilan edilen öğrencilerin bastırılma duygularını yalnız ve yalnız üç saniyeliğine ve gazla copla dayakla değil yumurta ile yaşadı Burhan Kuzu. O şemsiyelerin altından büyük bir öfkeyle, konuşturulmamış bastırılmış insanların öfkesiyle homurdanıyor. Bu durumda nasıl da saldırganlaşıyor hemen. “Dekan istifa etsin, babam da yönetir, beyinsizler”.ne aklına gelirse söylüyor. Bana çarpıcı gelen bir karşıtlık bu. Yalnız bu kez konuşamamış, üç saniyeliğine “şiddete” maruz kalmış. İfademi bağışlayın ağzından köpükler saçıldı saçılacak. Kahır ve çaresizlik.Akıl öğretmekBu memleketin ekseriyeti için sürekli bir ruh durumudur kahır ve çaresizlik her söyleyeceğinin ağzına tıkılması, dinlenmemek. Halbuki sizin Burhan Kuzu, siyasetçilerin “gençler ve gelecek” konulu demagojilerine maruz kalmamak olası değildir. Siz ki bir politikacı olarak tüm dergilerde gazeteler televizyonlar da fikirlerinizi çarşaf çarşaf bildirirsiniz. Miting alanlarında bangır bangır konuşursunuz buna rağmen üç saniyeliğine susturulmaya ne büyük şiddet ve öfkeyle cevap verdiniz, kendinizi kaybettiniz. Kendinizden ölçü alın ve gençlerden ve emir eriniz pozisyonuna sokmaya çalıştığınız Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanında özür dileyin. Diyorum ama, benim işim değil size akıl öğretmek. Dinleyip dinlemeyeceğinizin zaten cevabı açık da, bunu vazife edinmiş birçok köşe yazarı var zaten sizin dinlemenizden bağımsız. Ben başbakanın tariflediği “kadrolu öğrenci” olarak içinden geldiklerime akıl vereyim.Kadrolu öğrenciden öğütler ve sorularMethiye yazmayacağım size. Yaptıklarınızın ne denli zor olduğundan da dem vurmayacağım.. 96 dan bu yana öğrencilerin kendi talepleri ve protestoları ile ülke gündemini belirledikleri olmamıştı. Yumurta ile yatıp yumurta ile kalkıyoruz son günlerde. Elinize sağlık. Miyadı dolan iktidar öğrenci hareketine sataşırmış hem. “demokrasi”lerinin sonuna geliverdik birden. Karşınızda bir kez daha çirkinleşti iktidar gösterdi gerçek yüzünü herkese. Bütün bunlar iyi güzel. Bütün bunların tadını çıkarın. Şimdi çalışmadığımız yerlerden soralım ama bir de kendimize.Soruşturmalar gelecek bunun ardından hazır mıyız? Başbakan elinde kanıtlar olduğunu söylüyor “terörist” olduğunuza dair. Olmadı tekel işçilerinin eylemlerinden, diğer yumurta eylemlerinden görüntü toplayacaklarmış. Plan belli, “şu eylemde de var, burada da yumurta atmış demek ki AKP’ye karşı demek ki Ergenekoncu” mantığı işleyecek. Belli ki bunca senedir faşistlerden çektiğimiz yetmezmiş gibi Ergenekon torbasına konup sallanacağız, onlarla aynı yerde anılacak adlarımız. Yeterince çok muyuz, yeterince bir arada mıyız bunu göğüslemek için?Medya ilgisi üç günlük. Bilemedin bir hafta. Sarhoş edici, doğru. İnsana cürümünden fazla yer yakma olanağı veriyor tamam. Ama sonra? “Öğrenci hareketi” sıfatını hak edecek durumda mıyız peki? Öğrenci olduğumuz yerlerde öğrencilerin kendi sözlerini söyleyebilecekleri kalıcı zeminler oluşturabildik mi? Kendi kuşağımızın sözünü oluşturabildik mi? “Yarın okuldan mezun oldum, ne olacağım belli mi” korkusuyla yatıp kalkan binlerin sözcüsü olabildik mi? Örgütlenebildik mi kendi öz örgütlerimizde öğrenciler olarak yeterince ve birlikte? Daha da ileri gideyim, öğrenci olduğumuz yerlerde Loç Vadisinde Hes’e direnen sarı yazmalıların, köylülerin, fabrika önlerinde örgütlenme özgürlüklerini kullanmak için direnen işçilerin ve sendikaların sesi ve destekçisi olabildik mi? Onlara somut olarak destek olanların sayısını arttırabildik mi kendi amfilerimizde sınıflarımızda. Onları mağdura eden şirketin mallarını kovabildik mi mesela kantinimizden? Gerçek ve uzun vadeli ilişkilerimiz oldu mu onlarla, başından sonuna birlikte durabildik mi? Yenilmeyi göze alıp, var gücümüzle tartışabildik mi hocalarımızla derslerde? Evet, şimdi oralara dönme zamanı. Çıktığımız amfilere gidip, “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” deme zamanı yanımızda oturan sıra arkadaşımıza. En zoru bu biliyorum. Bu ülkeyi sallayabilmek bile bazen bundan daha kolay.
HES
Ahh bu öğrenciler yok mu, ellerinde kossskocaman sopalar vardı. Pankartlarını tutturdukları kossskocaman sopalar. Zavallı ve demokrat polislere, acımasızca ve bütün güçleri ile saldırdılar sonra. Zavallı polisler naapsınlar, kafalarında kask, üzerlerinde kendilerini koruyacak zırhlar, kalkanlar yok, ellerinde silahları, copları yok, hatta ağır silahlar verilmedi geçenlerde kendilerine özel bir düzenlemeyle, devletin zor gücüne onlar sahip değiller ya mağdur oldular. Onların canları yandı ya kabuklarının içinde başbakanın gözlerinden yaş geldi. Coplarına davrandılar. Postalları geçti kadın erkek “delikanlıların” üzerinden. Gayri ihtiyari bastılar biber gazına. Gözleri ağızları burunları boğazları kavruldu çocukların. Demokrasinin tuzu biberi canım. Çok abartılıyor kanımca bu biber gazı. Biraz biber gazı almaktan bişey çıkmaz! Hem geçen bir mayısta bir hastanenin acil servisine de bastılardı. İlaç niyetine. Az kanser, az ölüm, biraz kısır kalma riski var o kadar. Biraz ağlarsınız yiyince, ağlayın ağlayın, bakın başbakan da ağlıyor yeri gelince. En mağdur o tabii. En demokrat. Farklı görüşlere en tahammüllü insan kendisi. Memleket dışında çocukların gençlerin gördükleri zulüm duygulandırıyor onu. Ancak iş o ki taş atan çocuk, çatışan genç memleket dışında makbul. Memleket içinde olunca biraz farklı oluyor, azıcık.Ağlayın İçiniz Açılsın!Hem ağlayın biber gazı yardımıyla da olsa, gözünüz gönlünüz açılır da demokrasimizi demokratlarımızı başbakanımızı anlarsınız. En demokrat/mağdurlarımız Cemil Çiçek ve Hüseyin Çapkın. Yılların eskitemediği demokratlar. Şimdi protesto edilecek yer var zaman var. Devletin izin verdiği yerde, izin verdiği şekilde protestonuzu yapsanız ya!. Doğru söylüyor adamlar. Demokrasi dediğin devletin dediği yerde, devletin dediği kadar, devletin istediği şekilde protesto yapmaktır. Kalanı provokasyon ve terör zaten. Teröristlerin nasıl cezalandırılacağını en iyi bilenlerden biridir neyse ki Hüseyin Çapkın. Yaşları kaç olursa olsun. Güvenemediniz mi verdiğim bilgiye. Manisa’ya bakın.Haşerat!Bu arada mağdur polislerimiz yepyeni bir de teknik geliştirmişler gözümüzden kaçmadı. Evlerdeki haşeratı ilaçlamakta kullanılan makineler misali, biber gazını arkalarında bir hazneye yüklemişler. Ahh!! bu öğrenciler haşarat misali. Temizliyorlar, temizliyorlar gene geliyorlar dört bir yandan. Nasıl baş etmeli?. En iyisi soruşturmalı bunları. Gelecekleri ile oynamalı. Üzerlerinde tepinmeli üç beş gencin. Politik duruşları sebebiyle her şeye müstahak görmeli, ayrımcılık yapmalı. Üç beş ana kuzusunun canını yakmalı. Zaten rektörler el pençe divan. Tamam, “soruşturmalı, uzaklaştırmalı okuldan atmalı.” Bu formül iyi aklımıza geldi.Fakirlik!Sonra bunlar, öğrenciler yani, provokatör. Durmadan provokasyon yapıyorlar hak, hukuk adalet, demokrasi. Ayy!!! Bir de parasız eğitim diyorlar. Eğitim? Parasız? Olacak iş mi? “Hak”mış bir de. Başkanımız ne dedi “bunlar kadrolu öğrenci”. Bir de siyasi duruşları varmış. Bak hele. Siyasi duruş. Ben zati anlamıştım bir duruşları var diye öyle yandan yandan. Saç baş darmadağın. Ay bir de kıyafetleri! Ne o öyle? Zira düşünce dediğin meret kılıkla kıyafetle görünümle doğrudan ilgilidir. Giyeceksin takım elbiseyi, döpiyesi bak bakalım nasıl oluyor düşünce? Ay fakirler tabii. Kendileri fakir, aileleri fakir. Kendilerini döven polislerin ailelerinden fakir olmasınlar hepsi fakir. Fakir olmasalar, daha fenası fakirlerden bahsediyorlar, işçilerden köylülerden. Biz o işçilerin önde gidenin vurduk ya, Kemal Türkler idi adı. Katilini zaman aşımından kurtardık daha yeni. Köylülerin suyuna el koyduk HES ile. Maden ocağı açıp bin yıllık topraklarının üzerinde ot bitmesin dedik, ocaklarına incir ağacı diktik.Yumurta ve Yumruk!Gerçi yumurta alacak paraları varmış bu öğrencilerin, başbakan öyle dedi. Ay bunlar, o dört öğün yedikleri yumurtalardan getirip atmasınlar sakın bizimkilere kendi içlerinde didişmekten usanıp? Bir de makarna getirilerse yandık valla. Bunların vazgeçilmez yiyeceği. Yumurta, makarna, yumurta makarna. Hah! Had-hudut bilmiyorlar hem. Başbakan, cumhurbaşkanı, bakan, rektör, dekan demeden doğrudan, doğru bildiklerini pat pat diye, öyle suratına suratına söyleyiveriyorlar. Bu zevat hassas zevat. Suratına denir mi öyle sen uşaksın falan diye. Şimdi tabii bu öğrencinin makbul olanı var, olmayanı var. Davet etsen bunları bir yere, gelip doğru bildiklerini söylerler her şart altında, eğelim bükelim demezler söyleyeceklerini, öylesi lazım değil bize. Bize, devletin dediği yerde, devletin dediği zaman, devletin dediği kadar konuşacak, devletin söyleyeceğini söyleyecek…yok olmadı başbakanın her dediğine kafa sallayacak cinsten olanı lazım bunların. Yok mu? Şöyle gençliğinin tüm ateşli duygularını derinlere bastırmış. Hımm. Vardır vardır. 12 Martlar yaptık öldürdük en önde gidenlerini, 12 Eylül yaptık sonra sallandırdık üçünü beşini. Onlar ki kendi kuşaklarının sesi ve vicdanı olmuşlardı. Onlar ki on binlerle ayağa kalkmışlardı. Onların tüm dünyayı derinlemesine anlayıp değiştirmeye yetecek kafaları ve yürekleri vardı. Köylülerin ve işçilerin yanında saf tutacak enerjileri. Asmayacaktık da besleyecek miydik? Koskoca seneler geçti üstünden. Türk, İslam, sentez, mentez pompaladık o kadar. Pop çağı ateşi arabeski daha neler. De??! Bu suratımıza sallanıp duran yumruk? Bu ne şimdi bir kaç yüz gencin elinde?. Şu haykıran gencin yumruğumu o yine!!??
