SORU: Sendikalı olarak (TES-İŞ) İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı İGDAŞ’ta çalışmaktayız. İşlerin yoğunluğu bahanesiyle senelik izinler kullandırılmadığı için oldukça birikmiş izin günümüz mevcuttur. Emekli olanlara emeklilik işlemlerinde birikmiş izinlerin karşılığı nakdi olarak ödenmektedir. Bundan hareketle; İşçilerin birikmiş izinlerinin ederinin nakit olarak ödenmesi talebine, iş yeri hukukçuları tarafından uygun olamayacağı, kanuni olarak mümkün olmadığı şeklinde gerekçelerle olumsuzluk bildirilmiştir. Sorum şu; Zamanında kullanılmayan hak edilmiş izinlerin söz konusu biçimde maddi olarak ödenmesi mümkün müdür? Sendika bu konuda yapacağı ek bir protokol veya sözleşme maddesi ile bu sorunu çözebilir mi?Sorum hemen bütün İGDAŞ çalışanlarını ilgilendirmektedir. Konuya dair bilgileriniz veya bildiğiniz emsal teşkil edebilecek uygulamalar var ise paylaşıp konuya ilgili bilgi verirseniz işimize yarayacaktır. Kolaylıklar diler, teşekkür ederim.Bir Okuyucu/İstanbulYıllık ücretli izin hakkı 4857 sayılı İş Kanunu ve Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği ile düzenlenmiştir ve hemen belirtelim ki yıllık ücretli izinin kullanılması işverenin bir lütfü değildir: İş Kanuna göre yıllık iznin işçi tarafından kullanılması esastır ve yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez. “İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir.”(madde 53) İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi; a) Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara on dört günden, b) Beş yıldan fazla on beş yıldan az olanlara yirmi günden, c) On beş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmi altı günden az olamaz. Ancak on sekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz. Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir.Yıllık izinlerin bölünmeden kullanılması esastır!Yani tüm yıl boyunca çalışmış bulunan işçi herhangi bir kesinti olmaksızın yıllık izni süresince dinlenme hakkına sahiptir. Bu kural iş kanununca açıkça hükme bağlanmıştır. “Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez.” Yukarıda saydığımız yıllık izin sürelerinin işveren tarafından sürekli olarak verilmesi zorunludur. Bunun istisnası, tarafların anlaşmasıdır. Öngörülen izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebilir. İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez. Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz. Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır. İşveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır.Yıllık izin Ücreti Peşin!İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır. Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir. İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde bildirim süresi, işçiye verilmesi zorunlu yeni iş arama izinleri yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe giremez. Çalışan sayısının 100’den fazla olduğu işyerlerinde işveren veya işveren vekilini temsilen bir, işçileri temsilen iki kişi olmak üzere toplam üç kişiden oluşan izin kurulu kurulur. Kurula işveren temsilcisi başkanlık eder. Kurulun başkanı dışında kalan işçi üyeleri ve yedekleri işyerinde sizin durumunuzda işyeri sendika temsilcileri tarafından seçilir. Bu kurul izinlerin düzenlenmesi ve kullandırılmasından sorumludur. Ayrıca işveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır.Sizin de genel olarak fark edeceğiniz gibi tüm düzenlemelerde yıllık iznin kullanılması esastır. Dolayısıyla iznin kullanılmasının engellenmesi yasaya aykırıdır. Bu durumda sorulması gereken diğer bir soru işveren yıllık ücretli izin kayıtlarını nasıl tutmaktadır sorusudur. Yıllık izinleri kullanmadığınız halde kullandığınıza dair imza atmaya zorlanıyor musunuz?Bu ayıp ortadan kaldırılmalı!Diğer yandan yıllık izinlerin ücret olarak ödenmesi bu genel hükümlere göre ancak işçinin emekliliği ya da işten ayrılması ile mümkün görünmektedir. Muhtemelen işyerinizdeki hukukçular bu hükümden bahsetmektedirler. Ancak işyerinizde TES-İŞ Sendikası örgütlü. İş kanununun bu konuyu düzenleyen maddelerinde de “Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir” hükmü yer almaktadır. Sendikalar toplu sözleşmelerle öncelikle üyelerinin yasal haklarının kullandırılması, ardından bu hakların yasalarda tanımlanan düzeyin üzerine çıkarılmasından sorumludurlar, temel işlevleri de budur. Dolayısıyla sendikanız öncelikle sizin yıllık izinlerinizi kullanmanızı sağlamak için hareket geçmelidir. Bu konuda sendikanız avukatları ile temasa geçmenizde fayda var. Daha önceden kazanılmış olan yıllık izin haklarının ücret olarak TES-İŞ ile İGDAŞ arasında yapılacak bir anlaşma ile bir kereliğine işçilere ödenmesinin önünde bir engel yoktur. Yine sendikanın TİS’e koyacağı ek bir madde ya da bir ek protokolle daha sonraki döneme dair yapılacak bir düzenleme yıllık iznin ya o yıl itibariyle işçiye kullandırılması ya da ücretinin o yıl içerisinde işçiye ödenmesini içermelidir. Zira yıllık izinler ya da ücretleri o yıl içerisine ait olarak görülmektedir. Tüm bunlardan daha da vahim olanı memleketimizin sendikal hareketine dair bu durumun yarattığı izlenimdir. Türk-İş Genel Başkanlığını yürütmekte olan Mustafa Kumlu’nun aynı anda genel başkanlığında bulunduğu TES-İŞ Sendikasının örgütlü olduğu İGDAŞ’da işçilerin en temel haklarından kabul edilen yıllık ücretli izin haklarının kullanılamaması en hafif tabirle ayıptır. Bu ayıbın ortadan kaldırılmasını bekliyoruz.
İstanbul
SORU: Kıraç’ta bir fabrikada sigortalı olarak çalışıyorum. Evleneli 3 sene oldu. Kirada oturuyoruz. Çocuk yapmak istiyorum. Ama hamileyken çalışamazsam maddi olarak zor olacak. Hamilelik de çalışmaya devam edebilir miyim? Ücretli izin var mı? Hakkımız hukukumuz nedir? Nahide Güler/ istanbul4857 no’lu iş kanununun 74’üncü maddesine göre kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam on altı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Bu süre yani on altı hafta tekil gebelik halinde geçerlidir. Çoğul gebelik halinde ise doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Eğer kadın işçi isterse sağlık durumu uygun olduğu takdirde ve doktorun da onayı ile doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir. Yasada öngörülen süreler işçinin sağlık durumuna ve işin özelliğine göre doğumdan önce ve sonra gerekirse artırılabilir. Bu süreler doktor raporu ile belirtilir. Hamilelik süresince kadın işçi periyodik kontrolleri için ücretli izin kullanma hakkına sahiptir. Doktor raporu ile gerekli görüldüğü durumlarda, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. İşçinin daha hafif işlerde çalışmaları ücretinde bir indirim yapılmasını getiremez, bu durumda işçinin ücretinden herhangi bir şekilde bu sebeple indirim yapılamaz.Doğumdan sonraçocuğuma kim bakacak?Doğum sonrasında ise doğum yapan kadın işçiye bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır. İş kanunu dışında 14 Temmuz 2004 Tarihli Resmi Gazete’de de yayınlanan ve 25522 sayılı “Gebe veya emziren kadınların çalıştırılma şartlarıyla emzirme odaları ve çocuk bakım yurtlarına dair yönetmelik” de hamilelik doğum ve bakıma ihtiyaç duyan çocuklara sahip oldukları dönemde kadınların çalışma hayatlarını düzenlemektedir. Bu yönetmelikte öne çıkan birkaç noktayı da hatırlatmakta fayda var:Gerekli tedbirleri almakİşverenin görevi!Öncelikle İşçi gebelik ve emzirmeye başlama halinde işvereni bilgilendirir. İşveren, gebe, yeni doğum yapmış ve emziren işçi ile ilgili olarak, işyerindeki maruziyetin şeklini, düzeyini ve süresini değerlendirmek zorundadır. İşveren, değerlendirme sonuçları, gebe, yeni doğum yapmış ve emziren işçi için bir güvenlik veya sağlık riskini veya işçinin gebeliği veya emzirmesi üzerindeki bir etkiyi ortaya çıkardığında, ilgili işçinin çalışma koşullarını ve/veya çalışma saatlerini, bu işçinin bu risklere maruz kalmasını önleyecek bir biçimde, geçici olarak değiştirir. Çalışma koşullarının ve/veya çalışma saatlerinin uyarlanması teknik veya nesnel anlamda olanaklı değilse, işveren ilgili işçiyi başka bir işe aktarmak için gerekli önlemleri alır. Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, gebe işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz. Başka bir işe aktarılması teknik ve makul olarak mümkün değilse, işçinin güvenlik ve sağlığının korunması için gerekli süre içinde, işçinin isteği halinde ücretsiz izinli sayılması sağlanır. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz. Emziren işçinin doğumu izleyen 6 ay boyunca gece çalıştırılması yasaktır. Yeni doğum yapmış işçinin doğumu izleyen sekiz haftalık süre sonunda, emziren işçinin ise, 6 aylık süreden sonra gece çalışması yapmasının güvenlik ve sağlık açısından sakıncalı olduğunun hekim raporu ile belirlendiği dönem boyunca, gece çalıştırılması yasaktır. Kadın işçiler, gebe olduklarının hekim raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar geçen sürede gece çalışmaya zorlanamaz.Kreş ve yurt İstiyoruz!Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 100-150 kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde, bir yaşından küçük çocukların bırakılması ve bakılması ve emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine en çok 250 metre uzaklıkta bir emzirme odasının kurulması zorunludur.Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150’den çok kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması ve bakılması, emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın bir yurdun kurulması zorunludur. Yurt açma yükümlülüğünde olan işverenler yurt içinde anaokulu da açmak zorundadırlar. Yurt, işyerine 250 metreden daha uzaksa işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür.İşverenler, ortaklaşa oda ve yurt kurabilecekleri gibi, oda ve yurt açma yükümlülüğünü, bu Yönetmelikte öngörülen nitelikleri taşıyan yurtlarla yapacakları anlaşmalarla da yerine getirebilirler.Oda ve yurt açma yükümlülüğünün belirlenmesinde, işverenin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan tüm işyerlerindeki kadın işçilerin toplam sayısı dikkate alınır.Kreş ve emzirme yeri açmak yasal şartBİZ kadınların iş bulmasının önünde pek çok engel olduğu gibi bulduğumuz işlerde çalışmaya devam etmemizin önünde de pek çok engel var. Biz kadınlar en çok çocuk doğurmak ve yine çocuklarımıza bakmak için işten ayrılıyoruz. Bu büyük oranda çocuk sahibi olmak isteyen kadınların çalışma hayatında kalmalarını sağlayacak destek mekanizmaların yokluğundan, eksikliğinden ya da uygulamada olmayışından kaynaklanıyor. Kadınlar çalışma hayatında “hamilelik sırası” gibi uygulamalarla karşı karşıya. Pek çoğu hamilelik ve süt izinlerini kullanamıyor ya da hamilelik gerekçesi ile işten çıkarılıyor. Hamilelik sonrasında ise pek çok işyerinin yasal düzenlemede şart koşulmasına rağmen kreş ve emzirme gibi birimleri açmadığını söylemek herhalde şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durumda doğumdan sonra işe dönmeyi başarabilen kadınlar için iki seçenek ortaya çıkmaktadır. Ya çocuklarını bir kadın akrabaya emanet ederek başka bir kadının emeğinden faydalanmak-ki, bu durumda yine işverenin yükü yine bir kadının üzerine yüklenmekte ve emeğine bu işveren tarafından ücretsiz olarak el konulmuş olmaktadır- ya da ücretli bir bakıcı tutmak ya da belirli bir ücret karşılığında çocuğunu bir kreşe göndermek. Bu durumlarda çocukların bakım masrafları genellikle kadınların kazandıkları paradan harcanmaktadır. Zaten “düşük emek maliyeti” nedeniyle “tercih” edilen ve dünyanın her yerinde aynı işleri yaptıkları karşıt cinslerinden daima daha az kazanan kadınların bir başka mağduriyetleri de bu dönemde gerçekleşmektedir. Ta ki kendi dayanışma ve örgütlenme ilişkilerini kendi elleri ile örene kadar.BİZE YAZINÇalışma hayatınızdaki tüm soru ve sorunlarınız için:ekmegimikazanirken@gmail.com
SORU: Merhabalar, Ben İstanbul’da bir üniversitede taşeronda işçi olarak çalışıyorum. İşe başlayalı 4 yıl oldu. Ama her yıl taşeron değişiyor. 11 ayın sonunda biz bir taşerondan öbürüne geçiriliyoruz. Ama aynı işlerde çalışmaya devam ediyoruz. Tazminat falan da yok. Asgari ücretten çalışıyorum. Ama işimi kaybetmek de istemiyorum. Adımı vermesem de bu bizim haklarımız ne olacak bir cevap yazabilir misiniz?Genel olarak taşeron uygulamalarında sözleşmenin sona ermesinin ardından gerçekleşeceği varsayılan süreç bu taşeronun işçilerini başka bir işyerine taşımasıdır. Ancak bunun yerine sizin durumunuzda ve pek çok başka yerde gerçekleşen, ya da ortay çıkan tablo taşeron şirketin değişmesi ancak aynı çalışanların bu yeni şirketle çalışmaya devam etmesi olmaktadır. Bu durumda çalışanlar açısında bir süreklilik ortaya çıkmakta, alt işverenler yani taşeronlar için de bir devir ilişkisinden bahsetmek olası hale gelmektedir. İş Kanununun 6. maddesi de bu devir işleminde iş sözleşmelerinin hak ve borçları ile devrini açıkça belirtmiştir. ( MADDE 6 -İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer). Bu devirdeki sorun birinden diğerine geçtiğiniz taşeronların 11 aylık sözleşmelerle sizi kıdem tazminatından mahrum bırakmaya yönelik girişimleridir. Her 11 ayda sözleşme yenileyerek 1 yılı doldurarak kıdem tazminatına hak kazanmanızın önünde bir engel oluşturulmaya çalışılmaktadır. Dolayısı ile devirde de bu hak mevzu bahis olmayacaktır. Ancak burada Yargıtay kararları devreye girerek bu hak kaybına işaret etmekte ve bu durumda üst işverenin sorumluluğuna vurgu yapar.Bu durumda, aynı işi yapmayı sürdürdüğünüz müddetçe yıllık izin ve kıdem tazminatı gibi temel haklarınızın sorumluluğu asıl işverene aittir ki sizin durumunuzda bu üniversite olmaktadır. Bugüne dek yıllık izin kullanmamış durumda iseniz, ücretli yıllık izin hakkınız saklıdır. Ancak bu izni talep ettiğinizde pek çok işyerinde adet olduğu üzere maalesef üniversitede de muhtemelen işten çıkarma tehdidi ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bir ikinci yol bu hakkın yıllık izin parası olarak alınması olabilir.Herhangi bir şekilde işten çıkarılmanız-iş akdinizin feshi durumunda-bu feshin niteliğine göre kıdem tazminatınızı üniversiteden talep edebilirsiniz.Üniversitelerde iş hukuku ve sosyal politika dersleri var!Bu meselinin diğer bir yanı kendi bünyelerinde hukuk, çalışma ekonomisi, sosyal politika ilgili bölümler barındıran üniversitelerin kendi bünyelerindeki çalışma ilişkilerinin bu bölümlere kötü örnekler oluşturacak biçimlerde düzenlenmiş olmasıdır.Diğer bir gariplik de kendilerini hem yerel hem uluslararası kamuoyunda “prestijleri” ile var eden üniversitelerin en temel insan hakları olarak kabul görmüş ve uluslararası sözleşmelerle de garanti altına alınmış hakların çiğnenmesi konusunda yalnız sessiz kalmayıp aynı zamanda bu ihlallere ortaklık etmeleridir. Uluslararası kamuoyunda araştırma ve yayınları ile adını duyurması beklenen üniversitelerin bu alana emek haklarının ihlali ile çıkması herhalde kendileri için de ciddi bir prestij kaybı olur. Yalnız kendi çıkarları açısından bile son derece riskli bir durum ile karşı karşıyalar.GÖRÜNÜR OLMAK!Diğer yandan üniversitedeki araştırma görevlilerin 50/d uygulaması ile doktora tezlerini bitirdikleri anda işsiz kalmaları gibi uygulamalar üniversitelerdeki temizlik ve yemek hizmetlerinin özelleştirilmesi taşeronlara devredilmesi, çalışanların iş güvencesinin yok edilmesi anlamına gelmekte ve bu politikaların lokal değil genel politik tercihler olduğunu yüzümüze vurmaktadır. Bu sebeple yaşadığınız sorun yalnız sizin değil, üniversitedeki araştırma görevlisinden, profesörüne, yemekhane işçisinden öğrencisine herkesin sorunudur. Üniversitelerde neyse ki ve hala sadece işçilere kapıyı gösterecek girişimciler yok, kendi öz örgütlerinde mücadele eden insanlar da var. Eğer üniversitenizde Eğitim-Sen ya da çalışanlar arasında örgütlü başka bir sendika varsa kapısını çalın ve sorununuzu anlatın. Ken Loach’un Ekmek ve Güller filminin bir yerinde bir temizlik işçisi “bu üniformalar bizi görünmez mi yapıyor” diye soruyordu. Her zaman söylediğimiz ve daima söyleyeceğimiz gibi hakları ile insan olmanın, kale alınmanın, görünür olmanın tek yolu örgütlenmektir.TEKEL işçileri ilk raundu kazandıTEKEL işçileri çadırlarını topluyorlar. Şimdi ve bu kez bir an durup düşünecek kadar bir muhasebe yapacak kadar zamanımız var. Memleketin farklı yerlerinden işçiler farklı şekillerde yüzümüze çarpıyorlar hayatın gerçeklerini, acımasızca. Aynı anda çözümü getirip önümüze koyuyorlar. Kimi zaman rakamlar oluyor önümüzde duran; tersanelerde her gün iş cinayetine kurban gidenlerin sayıları, zaten yasak olan çalışma şartlarında çalışmış sonra bir kez daha yasaklanmış bir işin işçileri kot kumlama işçilerinin ölümleri daha da vahimi beklenen 10.000 leri bulan ölüm sayıları, Davutpaşa’da bir patlamada can verenler, son aylarda Dursunbey’de, Bükköy’de yitirdiklerimiz, Pameks servisinde, selde boğulan kadınlar ve göremediklerimiz, sessizce hayat sayfasından silinenler. Bilanço sınıfına göre ayrıştıran bir toplu katliama işaret ediyor ve paralı sağlıkla katledilenleri saymıyoruz bile. Sonra hayatlarını ellerine almaya kalkanlar var, günlerini aylarını hatta yıllarını fabrika önlerinde anayasal örgütlenme özgürlüklerini kullanmak için direnerek geçirenler. Yörsan işçileri, Emine Arslan ve diğerleri. Sonra tekel işçileri Ankara sokaklarına geldiler. Şimdi çadırlarını söküp gitseler de bıraktıkları izler derin sadece Ankara sokaklarında değil şüphesiz. Hala gözü onların üzerinde eli işte olan çok arkadaşları var bitmeyen mesailerde. Bunu da dost düşman herkes biliyor zaten. O yüzden şimdi muhasebe vakti: TEKEL işçileri ilk raundu kazandı, ama maçı almalılar, ama nasıl?
SORU: İşten çıkarılma durumunda sağlık hizmetlerinden yararlanmak mümkün mü? Haydar Türker / İstanbulBu sorunun 17 Şubattaki cevabı şöyle idi: 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre “60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılanlar, zorunlu sigortalıklarının sona erdiği tarihten itibaren on gün süreyle genel sağlık sigortasından yararlanırlar. Bu kişilerin sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten geriye doğru bir yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılıkları varsa, sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten itibaren 90 gün süreyle zorunlu sigortalılıklarından sonraki genel sağlık sigortalılıklarından dolayı prim borcu olup olmadığına bakılmaksızın bakmakla yükümlü olduğu kişiler dahil sağlık hizmetlerinden yararlandırılırlar.”eğer işten çıkarıldığınız anda geriye doğru bir yıl içerisinde 30 günlük sigorta primi ödenmişse herhangi başka bir şart aranmaksızın 10 gün daha sigortalı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler sağlık hizmetlerinden ücret ödemeksizin yararlanırlar. Eğer geriye doğru bir yıl içerisinde 30 gün değil de 90 gün prim ödenmişse 10 güne ek olarak 90 gün daha sağlık hizmetlerinden yararlanmak mümkündür. Yani geriye doğru bir yıl içerisinde 90 gün prim ödemesi mevcutsa işten ayrılınsa da 90(hatta 90+10=100) gün süreyle sağlık hizmetleri SGK’dan alınmaya devam edilebilir” di.18 Şubatta Sessiz bir genelge ile hak gaspı!Geçen hafta Perşembe günü, tam da buna dair soruyu burada cevapladığımız gün, yukarıda anlattığımız uygulama SGK “yetkilileri” tarafından değiştirildi. SGK yetkililerinin TBMM tarafından çıkarılmış ve hükümleri aslında son derece açık olan bir kanunu bu nebze “serbest” yorumlama yetkisini kendilerinde nasıl buldukları ayrı bir tartışma konusu. SGK yetkilileri “sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten geriye doğru bir yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılıkları varsa, sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten itibaren 90 gün süreyle zorunlu sigortalılıklarından sonraki genel sağlık sigortalılıklarından dolayı prim borcu olup olmadığına bakılmaksızın bakmakla yükümlü olduğu kişiler dahil sağlık hizmetlerinden yararlandırılırlar” hükmünün 17 Şubat günü “bugüne dek (yani 17 aydır) yanlış yorumlandığı” kanaatine varmışlar. Ve bu kanaatin sonucunda bu kişilerin sigortalılıklarını yitirdikleri, işsiz kaldıkları andan itibaren(kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler de dahil olmak üzere)ancak 10 gün süresince sağlık hizmetlerinden yararlanabileceğini iddia etmeye başladılar. İddia etmekle de yetinmediler bunu bir genelge ile uygulamaya soktular.Hem SSGSS ile hem “budama” zihniyeti ile hak gaspı!Eski uygulamada 506 sayılı sosyal sigortalar kanuna göre, SSK’lı olanlar sigortalılıkları sona erdiği andan itibaren 6 daha sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanmaya devam ediyorlardı. Bağ-kur’lularda ise bu süre 3 aydı. Zaten 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu daha önceki uygulamadan bir geriye gidişi öngörmüş ve uygulamaya da sokmuştu. Ancak bu yeni genelge kanunun nasıl dönüşeceğinin ip uçlarını da veriyor. Eğer SGK ve GSS kanununda herhangi olumlu yan varsa-ki aslında bu meselede yok- anlaşılan o ki bu olumlu yan uygulamada budanacak. (Bu “budama” zihniyeti yalnız bu konuda değil örneğin çırak ve stajyerlerin sağlık hakları konusunda da, “doğum borçlanması”nda da iş başında idi.)Peki yeni yasayla şimdi ne olacak?Peki işten ayrılanlar sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için şimdi ne yapacak?Aslında burada bir mağduriyetten bahsetmek olası. Bu durumda sigortalılığı sona ermiş bulunanların sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için kendilerini genel sağlık sigortasına tescil ettirmek zorundalar. Ancak genel sağlık sigortası kapsamına girebilmek için gelir tespiti yaptırmak gerekiyor. Gelir tespiti ise kanuna göre “Harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak, Kurumca belirlenecek test yöntemleri ve veriler kullanılarak tespit ediliyor.” Bu tespit neticesinde “ aile içindeki geliri kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden az olan vatandaşlar” primleri devlet tarafında ödenerek Genel Sağlık sigortası kapsamına alınıyor. Ancak burada “harcamaları” ifadesi epey esnek bir ifade. Örneğin çalışırken 900 Ytl kira ödediğiniz bir evde yaşıyorken, bu “harcamanın” asgari ücretin 1/3 ünden fazla olduğu öne sürülebilir. Yani bir yandan zaten işsizlikten dolayı kiranızı ödeme güçlüğü yaşarken diğer yandan bu “harcama”nızdan dolayı sağlık hizmetlerinden mahrum kalabilirsiniz.Gelir testi için ikamet edilen yerin sosyal güvenlik il müdürlüklerine başvurulacak, bu müdürlükler de topu valilikler ve kaymakamlıklara atacak. Zaten işsiz ve mağdur durumdaki kadın ya da adam ve ailesi bu gereksizliği ortada olan bürokratik işlemler içerisinde daha da mağdur olacak.BİZE YAZINÇalışma hayatınızdakı tüm soru ve sorunlarınız için:ekmegimikazanirken@gmail.com
SORU: Bir ayakkabı firmasında çalışmaktayım. İşverenimiz kıdem ve ihbar alacaklarımız yerine bizlere ileriki bir tarihe senet vermek istediğini ve işyerinde taşeron bir firma kurmak istediğini açıkladı. İşleri yerine koyduğunda bizleri tekrar işe alacağını belirtti. Ancak kıdem ve diğer alacaklarımız gerçek ücretlerimizden değil asgari ücretten hesaplanmıştır. Bu durum ne kadar yasal?YANIT: Kıdem ve diğer alacaklar için peşin ödemenin dışındaki diğer ödeme şekillerini kabul edip etmemek işçiye kalmıştır. Sizler senetle ödeme şeklini kabul etmeyip dava açma hakkınız vardır. İşveren gerçek ücretlerinizi bordroya yansıtmamakla suç işliyor. Ancak bugüne kadar sanırım işçiler bu durumdan şikâyetçi olmamışlar. Ancak gerçek ücretlerinizin resmiyete yansıtılmaması sonucunda işveren vergi ve sigorta primi kaçırmaktadır. Bu durumu yine mahkemeye götürme hakkınız vardır. Mahkeme sonucunda brüt ücretlerinizi belirlendikten sonra bunun üzerinden kıdem ve diğer alacaklarınız hesaplanacaktır. İşverenin önerisi doğrultunda senetleri kabul etmeniz, iş akdinizin feshi anlamına gelmektedir. Bu durumda işverenin sizi tekrar işe alacağım demesi herhangi bir bağlayıcılık taşımamaktadır. Bu durumda sizi işe geri alması tamamen işverenin kendi isteğine ve insafına kalmıştır, bu konuda herhangi bir yasal dayanak bulmak zor görünmektedir. Ancak senetleri ödemediği takdirde alacak davası açabilirsiniz. İşyerinizde taşeron uygulaması ile ilgili olarak ise kısaca şunlar söylenebilir: Yasal olarak alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için asıl işe yardımcı işlerin varlığı ya da teknolojik nedenlerle uzmanlık gereken durumlar söz konusu olmalıdır. Aksi durumda muvazaalı durum kabul edilecek taşeron işçileri asıl işverenin işçileri sayılacaktır. Daha açıkça ifade edersek eğer taşeron asıl işe yardımcı işlerin varlığı ya da teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş değil asıl işi yapıyorsa siz yine üst işverenin işçisi sayılacaksınız. Tüm bu süreçlerle ilgili olarak bağımsız avukatlardan bilgi ve yardım alabilirsiniz. Diğer bir seçenek de bu sektörde etkin olan sendikaya başvurarak hukuksal danışmanlık talep etmektir. Türk-işe bağlı bulunan Türkiye Deri İş Sendikasını arayabilir hem bu konuda hem de iş yerinde yaşadığınız diğer problemlerle ilgili problemlere dair çözümler konusunda bilgi edinebilirsiniz. İrtibat adresi ve telefonları şöyledir: Ali Nihat Tarlan Cd Ertaş Sk Ardil İş Merkezi No:4 K:3 Bostancı/ İSTANBUL 0 216 572 90 50-51-52 info@deriissendikasi.com**Hava soğuk ve karlı36 gündür Ankara sokaklarını mesken tutan birileri var. Memleketin dört yanından kefenlerini de alıp gelmişler. Yorgunlar. Umutsuzlar, öfkeliler, acı çökmüş derme çatma çadırların üzerine, haksızlığa uğramışlara has bir ifade oturmuş yüzlerine. Herkes başka bir şeyler bekliyor onlardan. Hükümet, aldıkları paranın yarısına razı olmalarını, iş güvencelerinden vazgeçmelerini istiyor.TEKEL işçileri için meydanları dolduranların bir “kısmı” içerisinden birileri olarak istiyoruz ki bu öfke gözünü yukarı diksin. Hem de topyekün diksin. Hem de bir de bizim “politik doğrularımızı” haykırsın TEKEL işçileri. Hatta bazen sadece politik doğruları haykırmasın “illa da bizim politik grubumuzun politik doğrularını” haykırsın istiyoruz.TEKEL işçileri oradalar: Evet kendi haklarını almak için, evet kendi çıkarlarını korumak için, evet kendi doğru bildiklerini söylemek için. Tekel işçileri kendi hayatları hakkında hüküm verilmiş insanların kahrıyla oradalar. Oradan kendi hayatları hakkında karar verebilen ve kendi hayatlarını değiştiren insanlar olarak geri dönmedikleri sürece biz de kendi politik doğrularımızı kendi köşelerimizde haykırmaya devam edeceğiz. Yapayalnız.BİZE YAZINÇalışma hayatınızdaki tüm soru ve sorunlarınızıekmegimikazanirken@gmail.com
