“Gülbahar, sen nesin? Hatırlıyor musun? Kes sesini, şimdi değil!! Parmak basıyorum, “İyi günler, Burger King!” Çağrılar, çağrılar, çağrılar… Çekiyorum, bir tane, bir tane, bir tane daha… Saatler geçmiş, saat 18.00. Mola yok! Çağrılar, çağrılar, çağrılar… Saat 20. Mola yok! “Hadi, hadi, hadi…! Şak, şak, şak… Saat 21, mola yok! “MOLA, MOLA, MOLA İSTİYORUM, MOLA”Sidik torbam şişmiş, patlamak üzereyim.Pedimi değiştiremiyorum, tuvalet yasak. İçimden bir ses “Sen nesin, diye soruyor. Bir robot ya da bilgisayarın, bir parçası mı? Kes, kes, kes… İyi günler Burger King Ben GÜLB…”Bu dünyanı güzelleştirecek ne varsa. Tüm potansiyellerimizi biz bir makinenin parçasına dönüştürerek heba eden kar uğruna bizi öğüten bu sistemin kulaklıklara ve telefona dönüştüğü yer orası. Hem çağrı merkezi. Hem de Burger King’in Çağrı merkezi. Evet Ateş bizi çağırıyor!Sendika ve Ses kalitesiBurger King ve Çğrı Merkezi denince gülümseyen dinç ve prezentabıl suratının kenarına iliştirilmiş bir mikrofon ve kulaklıklarla mutlu mesut bir insan gelebilir aklınıza. Ama durum birzacık farklı tabii. Çalışırken ayağa kalkmak için süpervizorünüzden izin almak zorundasınız. Tuvalete gitmek? A sırası mı şimdi canım, tam siparişler yağarken, sık biraz. Pedini değiştirmek mi istiyorsun? Onu da sık. Bak hala mola diyor. On bir saat çalış bakalım böyle. Tepende de durmadan şak şak iki elini birbirine vuran ve de daha çabuk daha çabuk diye baskı yapan bir zebani. O zebani illa da gidersen tuvalete misal, gelip peşinden “hadi çık çağrı bekliyor” diye bağırıyor. Ertesi gün 3 dakika geç mi kaldın geç kalanların sıraya dizilip bekletilmesi gibi insani uygulamalar da var. Hah şikayet ediyorduk ya ayağa kalkmak izne tabii diye. Şimdi dikilin iste tek ayak üstünde peşin peşin. Yani senin iyiliğin için. Hatta değilsen mola gibi boş işlerle uğraşma. Git müşterilerin adreslerini gir bilgisayara. Ama yaranamazsın, tam bu sırada “hatlar niye boş” diye yağmur gibi hakaret, kötü muamele. Yıldın mı bunlardan gidip örgütlendin mi? O zaman ses kaliten bozulabilir Tez-Koop-İş’e üye olan Murat Yıldız’ın sesi kalitesi bozulmuş bu yüzden misal.Sendikanın işveren nezdinde “terörist” olanına çok rastlamıştık da ses bozanı ilk oldu. İsmail Yıldız, Pınar Bat, Gülbahar Bat’ın sesi bozulmamış ama yine de kapı önüne konmuşlar. Muhtemelen onların da aniden “performansı” düşmüştür Murat’ın atılmasına itiraz ettikleri sırada potansiyel sendikacılar olarak.Ateş Sizi ÇağırıyorÇalışma şartları ve vaziyet biz “müşteri”lerin gözünde pek açık. “Müşteri”ler olarak hiç de memnun değiliz durumdan. Yani “çalışanına bunu reva gören bize neleri reva görür” diye derin şüpheler içindeyiz.Şimdi soru şu, Ata Gruba bağlı Tab Gıda’nın sahibi olduğu Burger King sağda solda “eski çalışanlarını” suçlamayı bırakıp çalışanlarının örgütlenme hakkına saygı gösterecek mi? Şu ödülü aldık bu ödülü aldık saçmalığını bir kenara bırakıp sendika ve işçileri meşru birer muhatap olarak kabul edip tanıyarak çalışma koşullarının düzeltilmesine yönelik adımları onlarla birlikte atacak mı? Yoksa Florida’daki Maya, Latino, Haitili Göçmen domates işçilerinin, Immokaale İşçileri Koalisyonunun oradaki abilerine yaptırdığı gibi burada da diz çökmek mi istiyorlar? Sipariş Yok! Destek Var! facebook kampanyasında 20.000’e yakın “müşteri” işten atılan emekçilere desteklerini belirtiyorlar. 444 54 64 Burger King’i arayıp 1 i tuşlayıp, çağru merkezi çalışanlarına “sendikalı olma mücadelenizi destekliyoruz sipariş yok destek var” diyorlar. 20.000 daha mı lazım? Bundan iyi(!) reklam olmaz bana sorarsanız Burger King’ciler. Daha da masraf etmeyin.Ha bu işin Sbarro’su var, Popeyes’i var diyorsanız ona da tamam. Ama “Ateş Sizi Çağrıyor”.Bence iş daha da karışmadan, Texas Pasific Global, Cüneyt Zapsu bu işe dahil olmadan, yüz altmış dört bin bakterili-virüslü köfte nereye gitti soruları tekrar sorulmadan, Tarım Bakanlığı iyice kafayı sıyırmadan, Tab Gıda kimin, Fasdat kimin meseleleri tekrar piyasaya çıkmadan. Şak, şak, şak! Mola yok! Anlıyorsunuz ya!İbrahim Abi’ye Not:Haziranın gelişi mayısın sonunda belli oldu. Mayısın sonunda, Hopa’da Metin Lokumcu’yu katlettiler. Ve şom ağızları hâlâ konuşmakta. Mayısın sonunda seni hastaneye kaldırdılar. Haziran’da düşenler düştü aklımıza. Memleket hasretini bir kalp ağrısı gibi senelerce taşıyan ve en sonunda yine o kalp ağrısının elimizden aldığı Nazım, Ahmed Arif. Denizin çocuklarından Kazım Koyuncu. Ama şimdi senden bu gidişe dur diyecek bir haber bekliyoruz. İbrahim Abi, makus kaderimizi değiştir, feleğin çemberini kır. Bu Haziran karanlığına son ver.
Haziran
Yüzde on barajıyla, siyasi partilere dair yapılan düzenlemelerle, siyasetin bir para pul işi haline getirilmesi ile, bu memleketin ezilenleri olan bizlerin yani “büyük insanlığın” temsiline dahi izin verilmeyeceği ortadadır. Bunları aşmaya mı kalktınız, karşınıza geçip kardeşim bu memlekette demokrasi var, sözünüzü sokakta değil, şiddetle değil sandıkta parlamentoda söyleyin diye ısrar edenler karşınıza dikiliverir. Hani bakayım senin temiz kağıdın nerde?YSK da, ÖSYM yaptı ben neden yapmayayım saçmalaması içine girmiştir. Temiz kağıdını getir. Memnu haklarının iade edildiğine dair yazı getir. Askerlik belgesi getir. Efenim, mahkemeler memnu hakların iade edildiğine dair belge vermiyorlar. Zaten buna dair düzenleme yapılmış. Olmaaaz belgeyi getir! Askerlik şubesine gittim kadınlara askerlik yapmıştır yapmamıştır diye belge vermiyorlar. Belgeyi getiiiirr! İşte ciddiyet seviyesi budur.Şiddet!BDP’nin desteklediği bağımsız adayları ve de YSK’ nın BDP’nin yedek adayı olduğunu zannederek veto ettiği Tuhafiyeciler ve Parfümericiler Odası Başkanı Abdullah Kızılay Kızılay, ve de ÖDP bir takım katkulli ile seçim dışına itilmeye kalkışıldı. Abdullah Kızılay’ı bilmem ama durum ÖDP ve BDP açısından manidardır. Gerçekleşemeyen ittifaka rağmen YSK aramızdaki kader birliğine işaret etmiştir. Siz memleketin Kürtleri, ezilenleri, sosyalistleri solcuları devrimcileri “hadi kapı dışarı” demiştir. Yine kapıyı zorlamak, gerekirse kırıp içeri girme işi başa düşüyor maalesef. Hah sonra efendim şiddet kullanıyorsunuz diyecekler.Muhbir vatandaş!Bu şiddet kullanma meselesi enteresan hakikaten. En meşru hakların gaspı şiddet olmuyor, yaşam hakkı dahil. Ama sizin haklarınızı kullanmak noktasında ısrar etmeniz şiddet oluyor. YSK sizin utanmadığınız geçmişinizi önünüze koyuyor. “devlet hafızası” şiddetle hatırlıyor. Bu adam Dev-Genç başkanıydı. Çizzz! Ha bir de Kızıldere var! Kırmızı kalemle çizzzz! Bu tokat attı komisere çizz!…böyle işlemiyor da başka türlü işliyorsa bu ortadaki hukuk garabeti nedir? Şu an milletvekili olan Sabahat Tuncel ve Gülten Kışanak zaten milletvekili olamazlarmış da korsan vekillermiş. Bir de “muhbir vatandaş” var ki akıllara seza. Oturmuş çalışmış gitmiş YSK ya ihbar etmiş. Benzer detayda, daha hayırlı çalışmaları bekliyoruz kendisinden. Fakat bu çalışmasının sonuçlarından medet ummasın pek. Zira gidişat o ki BDP’nin desteklediği bağımsızlar ısrar edecekler haklarını kullanma konusunda. Katakulliye papuç bırakmayacaklar.Bal kovanı ve ayı!Bu sahtekarlık ve katakulli ile birilerinin elinden hak alma birilerinin eline hak verme durumu iyice zıvanadan çıktı son günlerde. Bakınız bir kez daha ÖSYM ve de YGS. Şifre yoluyla birilerinin yolu tıkanırken birilerinin yolu açılıyor. Ama Allah var işi erbabına emanet etmiş siyasi iktidar. O yüzden durmadan tatmin olup duruyor. ÖSYM başkanı kopyacının alası imiş meğer. İntihal bildiğin akademik hırsızlık meğer bu zatın vasıfları arasında imiş. Yani emeğimizi çalıyorlar diye itiraz eden gençlerin feryatları boşuna(!) ÖSYM’nin başında bulunan adam başka birinin akademik emeğini çalmış, birinin çalışmasını “aman şimdi ne uğraşayım yeniden yazmaya yazılmışı var gavurca, çevirir yayınlarım” demiş. Öyle de yapmış. Sehven! Sonra İngiltere de bir başka akademisyen durumu keşfedip faş edince de özür dilemiş. Bildiğiniz özür. Affedersiniz çaldım diye. Emeği çalınan akademisyen tatmin olmuş olmalı. Sehven. Fakat ne olmuş sonunda yavuz hırsız. ÖSYM başkanı olmuş. Yani ayıya balkovanı emanet etmiş birileri. Milyonlarca gencin geleceği, çalmakla, sahtekarlıkla yükselmekte bir beis görmeyen birinin insafına bırakılmış. Sanmıyorum ki tesadüfen. Bilakis kasıtla.Kader birliği!Seçim dönemi12 Haziran’a kadar. Girebilirsek eğer. Yüzde bir bile etmeyen biz sosyalistlerden korkuları yine ve yeniden tavan yapmazsa. O vakte kadar AKP’nin ve hempalarının, HES’lerle suyumuza, GDO ile tohumlarımıza, Maden ve Altın şirketleri ile toprağımıza, Nükleer ile havaya ve hayata, taşeronları ile, şirketleri ile emeğimize, ulusal devletleri ile dilimize, “erkeklik”leri ile biz kadınların hayatına ve canına el koyanların planlarını faş edeceğiz. Muhtemel üçüncü iktidar dönemlerinde nasıl bir talana girişeceklerini bunun karşısında ne yapmamız gerektiği konusunda kafamız yettiğince kafa yoracağız. Birlikte. Görünen o ki Bağımsız adaylarla da gönül ve kader birliğimiz var: hem seçime kadar, hem seçimden sonra.
