Biz kadınlar bu dünyanın yarısıyız ama, dünyada yapılan ücretsiz işlerin üçte ikisini biz yapıyoruz. Bunun iktisadi karşılığı 11 trilyon dolar ve nerdeyse dünya gayri safi hasılasının yüzde ellisi. Buna karşılık dünyadaki gelirlerin yüzde onuna erişebiliyoruz. Düyadaki malın mülkün mülkiyetin yalnız yüzde biri bizim. ILO’nun 2006 raporuna göre biz kadınlar günde ancak bir dolar ve altını kazanan dünya çalışan yoksullarının % 60’ını, dünya ölçeğinde bir buçuk milyardan fazla yoksulun %70›ini oluşturuyoruz. Çok çalışıyoruz, ama çok yoksuluz.Dünyanın iş yükü üzerimizde ama mevzu yönetmek ve kazanmak olunca dışlanıyoruz. 2007 verileriyle dünyadaki tüm parlametolarda temsil oranımız sadece%17. 2010 verilerine göre şirketlerin yönetim kurullarında kadın yönetici bulundurma oranları burjuva kadın hayallerinizi biraz sükuta uğratacak. Avrupa2da bu oran %12, Ortadoğu ve Kuzey Afrikada % 3,2, Amerika Kıtasında %9,9, Asya Pasifikte % 6,5. Demek ki neymiş, emekçilerin canına okuyan şirketleri yönetenlerin iyimser bir tahminle %90’nı erkekmiş. Dünyada durum böyle iken memleketimizde kadınlar ezenler arasında cirit atıyor da farkında mı değiliz acaba? E bakalım: 338 İMKB şirketinin yönetim kurullarında yer alan toplam 2210 üyenin sadece %11,2 si kadın. Bu şirketlerin 179›unda hiç kadın yönetim kurulu üyesi yok. Türkiyede kadın millet vekillerinin seçimlere katıldığı 1935›den bu yana parlamentoya 9 bin 234 erkek ve yalnız 234 kadın girdi.Ama sorsanız cevap hazır «kadınlar istemiyorlar!» «biz yapmak istiyorduk da kadınlar istemedi!»Bunları neden yazıyoruz? «İlle de bizi ezenlerin arasında alın» diye değil herhalde. Amacımız bir nebze de olsa «cinsiyetin önemi yok hepimiz eziliyoruz»genellemesine karşın ezenleri ve ezilenleri cinsiyetlendirmek. Sonuç olarak diyebiliriz ki nereden hangi açıdan bakarsanız bakın cins temelli olarak sürekli bir ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalıyoruz.Bu sınırları herhangi bir şekilde ihlal ettiğimiz düşünülürse cezamızı çok ağır kesiyorlar. Mesela Türkiye’de biz kadınların yüzde 41,9’u yaşamlarının herhangi bir döneminde eşi ya da birlikte olduğu kişi tarafından fiziksel ya da cinsel şiddete maruz bırakılıyoruz. Fiziksel şiddete maruz kalanlarımızın oranı yüzde 39,3. Fiziksel ya da cinsel şiddete uğrayan kadın oranı yüzde 41,9i2002 yılında 66 kadının öldürüldü, 2009 yılının sadece ilk yedi ayında öldürülen kadın sayısının 953. Son yedi yılda kadın cinayeti oranının yüzde 1.400 arttı. Yani bize diyorlar ki ya bize itaat edersiniz ya sizi öldürürüz.Peki hayatımızın bir alanında sorunlarımızı çözmek için örgütlenirsek? Evde koca, çocuklar, bakım bekleyen hastalar, ev işleri, işyerinde patron, erkek ustabaşı ile mücadele silsilesine sendikada erkek yönetici ekleniyor gibi görünüyor. Zannımca sendikaların kadın politikası olmadığına dair kadın arkadaşların yaptıkları eleştiri son derece yanlış! Zira çok açık bir politikları var: “Yönetimde sıfır kadın politikası” Disk’in Yönetim Kurulu, denetim kurulu, Disiplin Kurulu’nda kaç kadın var? Sıfır! On bölge temsilcisi arasında kaç kadın var? Sıfır!il temsilcilikleri? Sıfır! Başkanlar kurulunda kaç kadın var? Bir tek Dev-Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu aynı zamanda DİSK’e bağlı 17 sendika arasında tek kadın başkan o. Hani geçenlerde erkeklerin elbirliği ile numunelik olsun diye bile DİSK yönetimine sokulmayan kadın. DİSK genişletilmiş başkanlar kurulunda ise 116 üye arasında yalnız 11 kadın var. Şükürler olsun! Türk-İş’e bakalım: Yönetim ve Denetim Kurulunda kadın sayısı sıfır! Disiplin kurulunda 1 kadın üye var. 9 bölge temsilciliği ve 2 irtibat bürosunda sıfır kadın! 72 il temsilciliği? Sıfır! Türk işe bağlı 35 sendika içinde kadın başkan yok. Bu sendikaların 192 yöneticisi arasında yalnız ikisi kadın. Hak-İş: bağlı 12 sendikanın 63 yöneticisi içinde yalnız ikisi kadın. Hiç kadın başkan yok. Yönetim kurulunda sıfır kadın politikasına devam. 81 il temsilciliği, 160 temsilci içinde yalnız iki kadın var. Sendikalardaki taciz vemobbing davalarının lafını bile açmıyorum. Keşke sendikalar çıkıp bütün bu veriler yanlış deseler! Sorsak şimdi “kadınlar örgütlenmek ve yönetici olmak istemiyorlar!” “biz yapmak istiyorduk da kadınlar istemedi!” cevabını almayacak mıyız?Bu rasyonel ve kara tabloya rağmen umut taşımaktan vazgeçmiyoruz. Zira iki yüz yıl kadar önce kendi hayatları için ayağa kalkan ve yalnız insanlık dışı çalışma koşullarına karşı değil kendilerini sendikalar almayan erkeklere karşı, erkek egemenliğine karşı mücadele eden kadınları anıyoruz. Onları unutmayışımız iki yüz yıl önce direnerek can veren kız kardeşlerimizin anısı, aklımızın da cesaretimizin de gücümüzün de bunları değiştirmeye yeteceğini söylüyor.Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yaptığı 2008 tarihli Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’na göre
DİSK
Bazen senden 40-50-100 yıl önce yaşamış biriyle tanışıyorsun bir tesadüfle arkadaş oluyorsun onunla. Belki etrafında yaşayanların çoğundan daha iyi anladığını hissediyorsun seni. Çağını nasıl aştığını anlıyorsun onun. Garip bir rahatlama duygusu sonra. Öleceğini bilerek yaşamanın ızdırabını hafifleten bir rahatlama. İki yüz, üç yüz, 1.000 yıl sonra bir satırda rastlıyorsun onun izine, bir taş binada, bir rakamda, taşa kazınmış bir resimde, bir heykelde, bir binanın görkeminde. Hayatta değil o kişi. Yazdıklarına gezdiriyorsun gözlerini yaptıklarına ve ardında bıraktıklarına. Bir kafanın ve yüreğin kapıları açılıyor sana. Taşlara kitaplara resimlere yansıyandan izini sürüyorsun. Bazıları da izlerini hikayelere bırakmış, insanların ağızlarından akıp zamanı aşan. Efsanelere dönüşen. Ama zamana ve unutmaya direnen, takılıp kalan insan hafızalarında. Kimi kölelerin isyanını örgütlemiş, kimi köylülerinkini. Kimi bir maden ocağını, yani o bildiğiniz cehennemi dünyayı cennete çevirebilmenin kaynağına dönüştürmüş. Kimi bir sendika kurmuş. Binlerin hayatını değiştirmiş. Binlerin hayatının değiştirirken bir tesis inşa etmiş. Sonra o tesis, orayı mümkün kılan, emekleri, alınterleri ve mücadeleleri ile mümkün kılan işçilerin “üniversitesi” olmuş. Güneşli sabahlarda yoksul ve onurlu işçilerin odalarının kapılarına, çocukları için bila bedel bir şişe süt bırakmayı ihmal etmeyen bir üniversite. Başka bir hayatın tahayyülü. Denize bakıp düşünüyorum bütün bunları. Denize baktığım yerde bir açık hava sineması varmış. İşçilerin yaz akşamlarında, hayatın yorgunluğunu bir kenara attıkları, bir makine parçasına dönüştürülmeye olan isyanlarını ayışığının altında deniz sesi ve yakamozların serinliğinde dinlendirdikleri yazlık sinema. Sinemayı hayal ediyorum, arka sırada çekirdek çitleyenlerden biri olmayı düşlüyorum. Sonra acaba çekirdek çitlenir miydi diye bir korku düşüyor içime. Yani o politik tartışmaların içinde gayri ciddi olmaz mı? Gülüyorum kendime. Masaya dönüyorum. Burada, masadaki mütevazı insanlar ve onların sıra dışı hayatları. O tahayyül tahrip edilse de insan hafızası o “nisyan” ile malül olan hani, bu iddiayı tersine çevirircesine döküyor bu insanların ağızlarından bir tarihin hikayesini. Tesise adını veren adam diriliyor, katledildiği yerden. Kanlı canlı karışıyor dünyanın 56 ülkesinden gelen işçilerin ve kadınların arasına. C bloğun taşlarını taşıdığı yerden, inşaattan, taaa baştan yani devam ediyor işine. Hayır onu öldürmek işe yaramamış işte. İnsanların kafasına kumlara sokmak, karadan ve denizden çıkartma yapıp burayı ele geçirmek, Kuzgun Acar’ın eserlerini söküp hurdaya satmak, işkence, elektrik, soğukta bırakma, hapis, dayak sökmemiş..DİSK/Birleşik Metal İş Kemal Türkler Eğitim ve Dinlenme Tesislerindeyiz. Beni düşüncelere daldıran yer burası. İçinde bir hayaletin kol gezdiği, bir ruhun dolaştığı mütevazı tesis. Binalara, kapının önündeki nisan ayında geldiğimde henüz yavru olan, şimdi beş yavrunun sorumluluğunu taşımaktan onurlu Çakır, Canku ve Tombik’e bakıp, etrafındaki kalabalalığa karışıp bunları düşünüyorum.Temiz Giysi Kampanyasının Uluslararası Forum’u için dünyanın elli altı ülkesinden gelen iki yüz elli konuğun içindeyiz. Renkleri rengimize dilleri dilimize karışıyor. Herkes bir internet sitesi aracılığı ile örgütlediği toplantısının, programının peşinde. Aynı anda on beşe yakın yüzyüze, onarlık beşerlik gruplar halinde toplantılar yürüyor. Bunca farklı dilden ülkeden gelenekten insan yarın nasıl ortak hareket ederiz diye bir yol bulmaya çalışıyor. Dertler o kadar somut gerçek ve can yakıcı ki, kimse yüksek perdeden “teori yapma”ya yeltenmiyor. Pharam Rom’la konuşuyoruz. Ufacık tefecik narin bir kız çocuğunu andırıyor. Ama hayır görünüşe aldanmayın. Kamboçyalı bir dev o. Hayat diye dayatılan canavarla boğuşan bir dev. İki yaşında bir oğlan annesi. Fotoğrafları çıkıyor çantasından, oğlunun.”benziyor mu bana?” diye soruyor tercümanını dürtüp. Sonra alnını işaret ediyor “alnı aynı babası.” Altı bin kişinin çalıştığı bir tekstil fabrikasından kalkıp geldi Pharam. Üç aylık sözleşmelerle çalıştıklarını anlatıyor fabrikalarda. Dünyanın en büyük markalarına mal üretiyorlar. Eğer bu üç ayda yeterince kölelik yapabileceğine karar verirlerse patronlar, sınırsız fazla mesaiye, kötü mualeye, berbat çalışma koşullarına gıkını çıkarmayacağını kanıtlarsan yani, üç ay daha faturalarını ödeme ya da evdeki iki yaşındaki oğluna ekmek götürme şansı! var. Fabrikada iki sendika var: eskisi ve yenisi. Eskisi patronun sendikası. “Baskı yapıyor bu sendika bize” diyor Pharam. Yenisinde sorun yok mu? Onda da var. Ama en azından işçi sendikası. Gönen Devlet Hastanesi’nin koridorunda konuşuyoruz bunları. Pharam’ın zaten işteki tozdan hassaslaşmış gözleri saatler süren uçak yolculuğuna, iklim değişikliğine dayanamamış. Izdırap veriyor ona. Bizim gibi insanların içindeyiz; Pharam gibi, benim gibi. Kuyrukta bekliyoruz. kapasitesinin çok üzerinde iş gören hastane personeli yoğunluktan bunalmış. Kuyruktaki Pharam’ı fark eden ilk kadınlar oluyor. Onlar da kuyrukta bekliyorlar ama onun haline üzülüyorlar. Bir sürü soru peşinden. En öne geçiriyorlar sonra onu. “belki birgün Kamboçya’ya gidersek” diyorlar gülerek. Doktor hızlı becerikli güleryüzlü. Dönüyoruz toplantılara, minibüsümüzün arkasında “ekolojik üretici”Ali ve İbrahim Abi’lerin gönderdiği meyveleri dişleyerek. Hem tesis hem de forum için anlatacak daha çok şey var. Ama şimdi gitmeliyim. Zira Bandista “haydi barikata!” diye beni çağırıyor. Atölyelerin başladığını haber veren şarkı bu. Haydi barikata haydi barikaaata! Ekmeeek adalet ve özgürlük içiiiin!!!!
SORU: Merhaba;Ben 13 yıldan beri ilaç sektöründe çalışmaktayım. Sadık bir BirGün okuruyum aynı zamanda. Size danışmak istediğim konu; yaklaşık 15.000 kişinin çalıştığı sektörde maalesef sendikalaşma yok. Bu konuda firmalar çok katı. Bunu aşmak için ne gibi yollar izleyebilirim yardımcı olursanız sevinirim.Sevgi ve saygılarımla. Bir OkuyucuKALİFİYE İŞGÜCÜÖncelikle hem sendikalaşmak konusundaki niyetiniz hem de gazetemizin sadık bir okuyucusu olmanız bizi son derece mutlu etti. Sizin de uzun süredir çalıştığınız ve muhtemelen çok iyi bildiğiniz gibi ilaç sektörü de pek çok diğer sektörde olduğu gibi öncelikle örgütlenmek, ardından bu örgütlenmenin sonunda örgütlenilen işyerinde/fabrikada sendikalı olarak kalabilmek zorlu bir mücadele ile mümkündür. Sektörde çalışanlar genellikle pek çok sektörden daha kalifiye bir işgücünü oluştururlar ve ücret düzeyi genelin daha üzerindedir. Ancak bunun dışındaki örnekler de mevcuttur. Bu kalifiye işgücüne rağmen asgari ücret düzeyinde ya da biraz üzerinde işçi çalıştıran ilaç fabrikasının sayısı da az değildir. İşçilerin sık karşılaştıkları diğer bir sorun ise otomasyona geçilmesi sonucu işten çıkarılmalar ve genel olarak sendikanın bulunmadığı işyerlerindeki iş güvencesizliğidir.BEYAZ VE MAVİ YAKALILAR SENDİKAYA!İlaçların üretildiği fabrikalarda çalışanlar dışında bu sektörün çalışanlarının önemli bir bölümünü ilaçların pazarlanmasında çalışan reprezantlar/ilaç mümessilleri oluşturmaktadır. Bu iki açıdan önemlidir. Öncelikle bu reprezantlar çoğunlukla prim üzerinden sattıkları ilaçlar üzerinden çalışmaktalar ve ekonomik şartların iyi olduğu dönemlerde iyi kazançlar elde etmektedirler. Ama bunun yanında iş tanımlarının ve çalışma saatlerinin esnekliği, iş güvencesizliği, mobbing gibi sorunlar bu çalışanlar için de geçerlidir. Özellikle kriz dönemlerinde çok sayıda reprezant işsizlik tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Diğer bir sorun ise reprezantların doktorları mesai saatleri içinde ziyaretleri ve bu ziyaretlerin sağlık hizmetinde yarattığı aksama hasta ve hasta yakınları ile girmek zorunda kaldıkları tartışmalardır. Dolayısıyla çalışma koşullarının düzeltilmesi için reprezantların da sendikalaşma mücadelesi içerisinde olmaları gerekiyor.İŞVERENİN REPREZANT KOZUDiğer yandan özellikle fabrikada çalışanlar örgütlenmeye karar verdiklerinde çalışanların yüzde 50+1›ini örgütlemek zorundalar. Bu durumda çalışan sayısının ne olduğu kritik bir öneme sahip. İşveren sendikal örgütlenmeyi engellemek ve sendikanın temsil yetkisini almasının önüne geçmek amacıyla reprezantları da fabrikada çalışan işçiler olarak göstermektedir. Bu şekilde fiilen fabrikada bulunmayan ciddi sayıda çalışan temsil hesabına katılmak durumundadır. Sektörde örgütlü bulunan sendikalar her ne kadar reprezantların örgütlenmesini tartışsalar da bu konuda henüz bir örnek görülmüş değildir. Reprezantların hem coğrafi olarak geniş alanlarda çalışmaları hem de sosyal konumları bunun önündeki en ciddi engellerdir.UMUTLU OLMAK İÇİN NEDENLERİMİZ VAR!Şu ana dek ne yazık ki olumlu bir tablo çizemedik ancak umutvar olmamız için de nedenler var. Öncelikle sektörde örgütlü olan işyerleri, hem kendi sektörlerinde hem de genel olarak diğer işyerleri ile karşılaştığında başta iş güvencesi olmak üzere çok daha iyi sosyal şartlara ve ücretlere sahipler. İlaç sektörü belki yeterince örgütlü değil ama tümüyle de örgütsüz değil. Sektörün önemli firmalarında sendikal örgütlülük mevcut. Örneğin Türk-İş’e bağlı Petrol-İş, Bayer, Deva, Gripin, Novartis, Santa Farma, Deva, Sandoz gibi firmalarda ve DİSK’e bağlı Lastik İş, Pfizer, Atamis gibi firmalarda örgütlü. Böylelikle sektörde örgütlü iki sendikanın da adını vermiş olduk. Özetlersek ilaç sektöründe örgütlenme çalışması sizin bu sektör içerisinde çalıştığınız konuma, çalışma koşullarınıza, ilişkiye geçmek istediğiniz sendikaya göre biçimlenecektir.ÇUŞ’LARDA ÇALIŞMAK FIRSAT OLABİLİR Mİ?Diğer önemli bir etken de çalışmakta olduğunuz firmanın kendi ticari bağlantıları ve yapısıdır. Çokuluslu ilaç firmalarının Türkiye’deki bölümlerinde çalışıyor olmak bazı koşullarda bir avantaja dönüşebilir. Eğer bu firmaların özellikle merkez ülkelerinde güçlü bir sendikal yapı varsa sendikal hakların ihlali durumlarında bu sendikalar devreye girerek bir destek oluşturabilir. Diğer yandan bu şirketler bazı uluslararası anlaşmaların altına imza atarak dünyanın her yerindeki çalışanların hem yerel hem uluslararası hukuktan kaynaklı haklarını garanti altına aldıklarını ve tüm işyerlerinde bu kurallara uyacaklarını beyan etmektedirler. Bu kurallar “Davranış Kuralları”(Code of Conduct) olarak adlandırılmaktadır ve şirketlerin üyesi olduğu bazı kurumlarca da bu kurallara uyup uymadıkları denetlenmektedir.KURTULUŞ KENDİ ELİMİZDE!Bu noktada unutulmaması gereken yukarıda saydığımız hususların birer “destek”ten ve ihtimalden öteye geçemeyeceğidir. İşyerinde herhangi bir örgütlenme olmaksızın yani destekleyecek bir mücadele olmaksızın “destekler” havada kalacaktır. Asıl olan çalışanların örgütlenme istekleri ve mücadele azimleridir. Şüphesiz bunun en önemli öznesi de çalışanların örgütlü gücü, kendi öz örgütleri olan sendikadır. Bir sendikanın müdahalesi olmaksızın ne uluslararası anlaşmalar ne de denetimler herhangi bir şekilde yarar sağlamaktadır. Kendi öz örgütlerinizle temasa geçmekte tereddüt etmeyin: sendikalar hem örgütlü oldukları yerlerdeki koşulları, hem mücadelenin zorluklarını, hem de bu zorlukları aşmanın yollarını daha detaylı olarak sizle paylaşacaklardır. Genel merkezler sizi kendi bölgenizdeki temsilcilere ulaştıracaktır. Eğer iletişimde bir problem yaşarsanız bu iletişimi sağlamakta elimizden geleni yapacağımızdan emin olabilirsiniz.Petrol-İşhttp://www.petrol-is.org.tr/Altunizade Mah. Kuşbakışı Cad. No:23Üsküdar- İSTANBULmerkez@petrol-is.org.trTel:0216 474 98 70Lastik-İşhttp://www.lastik-is.org.tr/turkce/index.asplastik-is@lastik-is.org.trAdres: Bulgurlu Mahallesi, Üçpınarlar Caddesi, Enver Sokak, No: 1RIZA KUAS Genel Merkez Binası 34696 Üsküdar İSTANBULTel: (0216) 339 04 00BİZE YAZINÇalışma hayatınızdaki tüm soru ve sorunlarınız için:ekmegimikazanirken@gmail.com
