İlk DemirHey Allam! Nedir bu “Demir”lerden çektiğimiz? Bir idiler iki oldular. İlk Demir’i hatırlayacaksınız. Hani o demirbaş listesinin başında duran. ÖSYM’nin şifreler ve skandallar şampiyonu, efsanesi, hacıyatmaz başkanı Ali Demir. Çok pardon! Ben di’li geçmiş zaman mı kullandım? Adam hala aynı makamı işgal etmeye devam ediyor yahu! Yani şu an, şu sırada, şimdi soruyoruz ÖSYM Başkanınız kim? Ali Demiiir! ÖSYM’nin milli ve ebedi şefi olarak vazifesini sürdürmekte. Vardı, var, var olacak gibi de görünmekte. Bize de kendisini Türkiye’nin “en güvenceli işinde çalışan, en şanslı insanı” ilan etmek düşmekte. Zaten öyle bir makam ki istifa etmez ise kimsecikler kıpırdatamıyor yerinden. E zaten kimsenin de ona git dediği falan da yok anladığımız. Duyarlı Cumhurbaşkanımızın, Abdullah Gül’ün gözlerinin yaşla dolmasını ve Ali Demir’e git demesini boşuna bekliyoruz. Bizim fesatlığımız. Bu meseleyi ısıtıp ısıtıp getirmemiz kıskançlığımızdan canım. O değilse Ergenekoncuyuz kesin! Tez yazacağım diye ömür tüketip, o esnada cumhurbaşkanlığı makamından rektör arayacak bir çevre edinemedik ona hayıflanıyoruz. Gerçi biz de hepten “çevre”siz sayılmayız Fakat bu zat-ı muhteremler ikbal basamaklarını tırmanır paşa eteği öperken bizim edindiğimiz çevre o paşaların zindanlarından çıkabilenler oldu ancak. O zindanlardan geçenlerin kimi darağacında can verdi, kimi öldü işkenceden, kimi hayatta ama maddi ya da manevi sakat kaldı. Kimi kovuldu üniversitelerden o vakit, kimi üzerine kabus gibi çöken “darbe”den ufalandı gitti. Kim ölmekten beter oldu söylemeye dilim varmıyor. Neyse herkesin 12 Eylül ile hesaplaştığı şu günlerde herkese böyle network, herkese böyle iş güvencesi ya rabbi! Amiiiiin!İkinci DemirGelelim nev-zuhur Demir’e. Evet sözü harç zamlarına getirmek istiyorum. Bu demir Ömer Demir. Bu da en az ilki kadar şuursuz. Artık makam mevki dağıtımında “bir garip kıstas”ın işlediğinden kesin olarak emininiz. Zira YÖK başkan vekili kendileri. O günlerde asıl başkan tatilde olduğundan yerine bakmakta. Temmuz sonu itibariyle başına geleceklerden haberdar bulunan ve kendisi ile görüşmeye gelen öğrenci heyetine tamı tamına şöyle diyor: “Bu zamları biz yapmadı ki hükümet yaptı.” Pardon? Siz hangi makamı işgal ediyordunuz acaba? Daha bitmedi! “Biz fakir öğrencilerin bu harçları nasıl ödeyeceklerini hiç düşünmemiştik.” Bir pardon daha. Ha o günden bu güne aynı şahsın hükümetle harç zamları konusunda polemiğe girdiğini falan zannedebilirsiniz YÖK üyesi olarak. Yani “o günden sonra düşünmüştür bu konuyu” falan diye hayal kurabilirsiniz, adamın isminin başındaki Prof. Dr. sıfatını ciddiye alıp. Havanızı alırsınız.DisütopyaŞu an öğrenciler alttan aldıkları dersin kredisi başına para ödemekteler. Yüzde yüz, yüzde iki yüz, üç yüz, dört yüz, beş yüz zam demek bu yerine göre. Böylece Nokta otoma(ma)syon filan gibi sistemlerin en sonunda ne işe yarayacağı ortaya çıktı. Memurun, araştırma görevlisinin, herhangi bir insanın insafına bırakmayalım tahsilâtı diye icat edilmiş meğer bu programlar. Biz de “yahu çalışmayan programı kullanmakta niye ısrar ediyorlar” diye saf saf sormaktaydık. Yıllar önce biz öğrenciyken anlattığımız disütopya, AKP’nin becerikli elleri ile gerçekleştirilmiş durumda. Kredi başına, saat başına para: buyurun buradan bilim bilgi üniversite. İşte benim şimdiki disütopyam; -AKP’ye akıl vermek gibi olmasın ama- “Hocalar falan yeterince çalışmıyorlar zaten, ders alma sistemini hallettik de şu ders verme sistemi de pek verimsiz” kanaatinden yola çıkarak- Onları da taşerona versek mesela. Yani şöyle; ana bilim dalı başına ihale açsak misal. Gelse teklifler: “efendim bizim elimizde 3 prof, 5 doc. 6 yard.doc. 8 asistan var. Şu, şu derslerden şu kadar saat veririz. Şu kadara da olur dönemlik” diye? Açık eksiltmede kazanan verir dersi. Olmayacak şey mi? Olur olur. İhale kurulunun başına da Demir’lerden birini geçirdik mi sırtımız bir daha yere gelmez. Yemekhaneden giren özelleştirme benim hayal edebildiğim şahikasını da bulur böylece üniversitede. Daha da endişelenecek hiç bir şey kalmaz, AKP’nin ve neoliberalizmin benim hayal gücümü de aşabilecek aç gözlülüğünden gayrı.
asistan
Tunus ve Mısır halkı ayakta. Hatta Arap halkları ayakta. İlk kıvılcım kenarda duran Tunus’tan geldi. Kim derdi ki Tunus uyuyan fili, Mısır’ı uyandıracak. Yemen’den protesto haberleri Ürdün’den aniden “gerekli” hale gelen hükümet değişiklikleri haberleri geliyor.Mısır halkı Cuma günü kendi sözünü bir kez daha söylemeye, sağır kulaklara duyurmaya ve muhtemelen gerekirse o sağır kulakları oturdukları o yerden alaşağı etmeye hazırlanıyor. Cuma günü ne olacak göreceğiz. Gözümüz kulağımız Hüsnü Mübarek’in üzerine “yeter be mübarek!” diye yürüyen ve sokaklarda artik milyonları bulan göstericilerin arasında olacak.Hazır KanaatlerAncak daha ilk günlerden başlayarak kamuoyumuzda yorumlar başladı. Aslında ilk günlerde kimsenin yeterince bilgi alabilmesi mümkün değildi oradan. Evet, onca facebook’a twitter’e, cep telefonuna, işte ne kadar teknolojik alet edevat varsa ona rağmen gelen bilgiler kırık dökük, genel resmi çizmekten uzaktı. Ama ne gam! Bizim zaten hazır kanaatlerimiz vardı. Bu kanaatler örneğin Mısır`daki durum hakkında değil ama kendimiz hakkında epey fikir verici idi. Daha sonra bilgi akışının artması, genel resmi daha fazla görmemiz, bu hazır kanaatleri pek de değiştirmedi.TemkinlilerBir kere bir “temkinliler” var. “Şimdi bu sokaklara dökülmeye devrim diyebilir miyiz bir kere!” Hapishaneler boşalmış, sokaklar kitlelerce ele geçirilmiş, iktidar partisinin ana binası yakılmış, polis ve ordu göstericilerle iktidar arasında gitmiş gitmiş gelmiş olabilir. Senelerin iktidarı zangır zangır sallanıyor olabilir. Mısırlılar için bir önceki hayattan eser kalmamış zaman algısı değişmiş, gece gündüze karışmış, kimse o gün işe gitmemiş olabilir. İşsizler, işçiler, fakir fukara, kara kafalıları dünyalarının ve hayatlarının kontrolünü ele almış ve daha da almak için sokakları temizliyor olabilir. Ama bu kitlelerin solcu olduğunu nerden bileceğiz canım(!). Ortada bir teşkilatta yok devrimi yöneten(!) (böyle yönetilen, bir teşkilatın yönettiği devrimi bilen varsa beri gelsin ayrı ama) haa bir de ya İslamcılarsa bunlar? Hem zaten Cuma’nın ardından camiden çıkıp gidiyorlar protestoya? Diğer yandan “şu Araplar bile isyan etti bizde bir şey yok” diye hayıflanma. Perhiz lahana turşusuna girmeyin. Böyle. Hem devrimden emin değiliz, hem de “Araplar kadar olamadık” hisleri içindeyiz. Zira kendimizin daha demokratik daha Batılı ve daha bilmem ne sayıyoruz. Eh az mı terbiyesinden geçtik ulus devletin. “Bizi arkamızdan bıçaklayan” ve “elleri ile pilav yiyen” “o geriiii Araplar” bizzat aynı elleri ile devrim yapınca bu kafa biraz karışıyor. Hem bu devrimin arkasında ABD, AB ve yahut Soros da olabilir.“Renkli Devrim” ve Balık HafızaÖzellikle Soros olabilir. Zira devir “renkli devrimler” devridir. Hangi devrimin altını kazısanız o adam çıkıyor. Öyle devrimci öyle devrimci ki o coğrafyadan buna koşup duruyor. O elini şıklattı fabrikasyon devrimlerden biri daha sahne aldı dünya tarihinde. Bu Mısır’ın genç ve yetenekli işsizleri, işçileri, köylüleri, küçük memurları, fukara seyyar satıcıları ve bunların arasında ille de kadınları, ille de kadınları bu işlerden anlamaz çünkü. Üç sene evvel 2008’de tekstil işçileri, işsiz ve gençleri direnmediler miydi Mahalla El-Kubra’da? Acımasızca bastırılmadılar mı genel grev ilan edip? Balık hafıza, unuttuk hemen. Aval aval bakıp “nereden çıktı?” diyoruz. Facebook ve Twitter’dan dünyaya duyurmadılar mı hem eylemlerini hem kendilerine reva görülen ezaları o zaman da.Facebook ve Twitter Devrimi!!!Ahh tabii bu bir devrimse de facebook ve twitter devrimi. Böyle söyleyince o kalabalıkların karanlık gölgesinden nasıl da kurtuluyoruz. Kurtuluyoruz ve bizlerin orta sınıf konforuna dokunmadan, gayet şık bir sosyal hareket oluyor devrim. Hem de tam bizim yapabileceğimiz türden. Geç klavyenin başına bir devrim döktür bakalım. (yanlış anlaşılacaksa bunun facebook, twitter, skype olsun hepsinin ezilenlerin mücadelesi için kullanılmasının elzem olduğunu düşündüğümü ve de hatta bizzat kullanmaya kalktığımı da ekleyivereyim). Ama facebook ve twitter devrim yapmaz. Devrimi işsiz Ali, işçi Aişe, öğrenci Fatıma, sendikalı Amina, umutsuz Mehmet, seyyar satıcı Muhammet Bouzzi, kardeşim Alex, feminist Tina, küçük memur David, güvencesiz asistan Erhan, köylü Nurhan Teyze yapar. Yapmak için de facebook twitter iphone cep telefonu fax taş sopa silah işine ne yarıyorsa onu alır ve kullanır. Kullanmayı bilmiyorsa öğrenir, ya da kullananı bulur klavyenin başına da oturtur, başına da dikilir.Kapkara Bir Kütle Sokaklara bakıp bir kütle görüyor kimileri. Kapkara bir kütle. Korkuyorlar o kütlelerin Mısır’da ve burada yapabileceklerinden. Bir türlü onların kendi hayatları hakkında, başkalarının hayatları hakkında, memleketleri hakkında fikirleri olabileceğine, karar alabileceklerine ve kaderlerini değiştirebileceklerine bir türlü inanamıyorlar. Halbuki o denizin içinde bizim gibi insanlar var. Sıradan insanlar. Şimdiden bir devrim yaptılar. Devrimlerini kaptırırlar mı, devrimleri “büyük güçler” tarafından, bir takım “demokrasi oyunları” ile ellerinden alınır mı yakın gelecekte bilinmez. Ama şimdi yine oradalar, kendi meydanları günlerdir evleri haline gelen Tahrir meydanında. Bir kez daha tarih yazmak için. Devrimlerin bittiğine kanaat getiren ve rahat bir nefes alanların nefeslerini dar ediyorlar kendi bölgelerinde ve dünyanın dört bir yanında.
